Başka Bir Üretim Mümkün: huner

0

 

Sürdürülebilirlik kavramı moda endüstrisindeki yerini sağlamlaştırmaya başlamışken alternatif üretim modellerinin mümkün olduğunu gösteren markalarla da yollarımız daha sık kesişmeye başlıyor. Kullanılmış yelken bezlerinden ortaya çıkan tasarımlardan, bitkisel özlerden elde edilen boyalara; üretim sürecinde sürdürülebilirliği ilke edinmiş beş yerel markayı mercek altına alıyoruz. İlki huner…

huner

huner’in hikayesi nasıl başladı?

huner aslında şanslı tesadüfler sonucu ortaya çıkan bir marka. Hikaye, İKSV’nin 15. Venedik Mimarlık Bienali’ndeki Türkiye Pavyonu için yaptığı açık çağrıya proje sunma hazırlığında olan ekibe tesadüfen dahil olmamla başladı. Proje Hali. Tersanesi ile ilgiliydi, yapılması planlanan enstalasyon ise tersanede terkedilmiş tekne parçaları, kalıplar gibi objelerden oluşan gemi formunda bir heykeldi. Projemiz seçildiğinde ekipteki tek moda tasarımcısı olarak benden serginin açılışı için bir çanta tasarlamam istendi. Ben de denizcilik ve ileri dönüşüm temalarından esinlenerek çantaları kullanılmış yelken bezinden yapmaya karar verdim. Tek tek elde üretilen 500 çanta açılış sırasında o kadar ilgi gördü ki Venedik’ten döner dönmez markalaşmak için çalışmalara başladım.

Materyal olarak yelken bezi kullanmaya nasıl karar verdiniz?

Serginin denizcilik ve ileri dönüşüm temaları sayesinde ben de yelken beziyle tanışmış oldum, yoksa öncesinde yelken dünyasıyla hiç tanışıklığım yoktu. Hatta başlarken aklımdaki yelken bezi, filmlerden görmeye alışık olduğumuz krem rengi kanvas benzeri bir malzemeydi. Tabii yıllar içinde performansı artırmak için çok teknolojik bir hale gelen bu bez artık çoğunlukla karbon fiber iplikler üzerine lamine edilen plastik tabakalardan oluşuyor ve renk ve doku farklılıklarından dolayı görsel olarak çok daha ilgi çekici duruyor. Sergi için tasarladığım tote bag’i yelken bezlerinden oluşan bir koleksiyona dönüştürmeye karar verdiğimde, bir kişinin günlük hayatını kolaylaştırmaya yönelik parçaları düşünerek beş tasarımlık bir koleksiyon hazırladım.

Doğru materyallere ulaşmak konusunda nasıl bir süreç izliyorsunuz?

Malzeme tedariği başta biraz araştırma ve networking gerektirdi ama bu süreçte gerçekten yardımcı olmak isteyen bir sürü insanla tanıştım. Görsel olarak daha ilgi çekici olduğundan kullanmayı tercih ettiğim kevlar yarış yelkenleri sadece iki veya üç defa kullanılıyor ve sonra yenisiyle değiştiriliyorlar. Bu yüzden yelkenlerin dikildiği loftlar aslında yıllarca geride bırakılmış yelkenlerle dolu. Miktar olarak ulaşma sıkıntısı yaşamasak da yelken bezi aslında çalışması çok zor bir malzeme. Rüzgar, güneş ve deniz suyunun laminasyonunu aşındırdığı kevlar yelkenler görsel olarak çok hoş gözükse de yapılan ürünlerin uzun vadeli olmasını istediğim için her parçayı tek tek, tekrardan lamine ediyoruz. Bitmiş ürünlerin hepsi farklı yelken ve diğer malzemelerin kombinasyonlarından dolayı kendine has olduğu için tek tek elde dikiliyor. Uğraştırıcı, evet, ama bütün bu süreç bir kişinin sahip olduğu çantanın başka kimsede olamayacağını garantiliyor.

huner’in her koleksiyonda ortaya koyduğu değerler nedir? Bunları korumak için neler yapıyorsunuz?

huner markası her zaman sürdürülebilirliği esas olarak alan bir ileri dönüşüm markası olarak kalacak. Bu markanın asıl amacı kendi için hammadde ürettirmeden, şu an hali hazırda var olan malzemeleri, amaçlandıkları kullanım yollarının dışında değerlendirmek. Sürece yelken bezi ve çantalarla başlamış olmam yıllarca böyle devam edeceği anlamına gelmiyor; ileride gözüme çarpan farklı bir malzemeyle, çantadan başka tasarımlarla da devam edebilirim ama amaç her zaman hazırda olan bir şeyden başka bir şey üretmek olacak.

Peki sizce küresel iklim krizi için ne gibi adımlar atılması gerekiyor?

Bence herkesin yapmaya başlaması gereken ilk şey daha az tüketmeye alışmak. Kıyafet, yemek gibi tüketici ürünlerinden petrol, su gibi doğal kaynaklara dünyamızda her şey sınırlı ve gerektiğinden çok daha fazla üretim ve tüketim yapılıyor. Ekstra hiçbir çaba harcamadan, en kolay yapılabilecek değişiklik bence bu. Buna kendimizi alıştırdıktan sonra plastik ve kağıt kullanımı gibi diğer tüketim alışkanlıklarımızı değerlendirip, eleyebildiklerimizle vedalaşıp, vazgeçemediklerimize daha az zararlı alternatifler bulmak gerekiyor. Şu anda yine moda olmuş ‘‘zero waste’’ akımı bu açıdan çok değerli, ama bazen kişilerin kendilerine gerçekdışı hedefler koyup, başaramadıklarında toptan vazgeçtiklerini görüyorum.Her hayat tarzı değişikliğinde olduğu gibi burada da yol adım adım, küçük değişiklikler yapmaktan geçiyor.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here