Bursa: Dünyanın Hazır Giyim Merkezi Mi?

0

“Şimdiye kadar gördüğüm şehirler içinde Bursa kadar muayyen bir devrin malı olan bir başkasını hatırlamıyorum” demişti Ahmet Hamdi Tanpınar, Türk edebiyatının başyapıtlarından biri olan Beş Şehir’de: “Fetihten 1453 senesine kadar geçen 130 sene, sade baştan başa ve iliklerine kadar bir Türk şehri olmasına yetmemiş, aynı zamanda onun manevî çehresini gelecek zaman için hiç değişmeyecek şekilde tesbit etmiştir. Uğradığı değişiklikler, felâketler ve ihmaller, kaydettiği ileri ve mesut merhaleler ne olursa olsun o, hep bu ilk kuruluş çağının havasını saklar, onun arasında bizimle konuşur, onun şiirini teneffüs eder.”

Yazı: Barış Soydan

Beş Şehir 1946’da yayınlandığında Bursa, Tanpınar’ın dediği gibi düne ait bir şehirdi; ilk kuruluş çağının havasını saklamakta, onun şiirini teneffüs etmekteydi. Ama aradan geçen 70 yılda şehir tanınmayacak kadar değişti. Bursa, 1980’lerde dışa açılan Türkiye’nin vitrini oldu, şehrin dört bir yanında binlerce fabrika kuruldu.

Bugün Bursa’da bulunan 18 organize sanayi bölgesinden birini gezerken, Osmanlı’nın kuruluş çağına dair bir şey hissetmek artık pek mümkün değil.

Bursa, Cumhuriyet tarihinin en yüksek ihracat rakamının yakalandığı 2018 yılında, İstanbul’un ardından en fazla dış satış yapan ikinci şehir oldu. Bursa’daki ihracatçı şirketleri bünyesinde bulunduran Uludağ İhracatçı Birlikleri, 2018 yılında 32.8 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdi. Bu rakam, Türkiye’nin ihracatının beşte birine karşılık geliyor. Kent geçtiğimiz yıl 28.5 milyar dolarlık otomotiv, yaklaşık 2 milyar dolar da tekstil ve hazır giyim ihracatı yaptı.

Türkiye 1980 ve 1990’lı yıllarda tekstil sektörünün öncülüğünde dışa açılmıştı. 2000’li yılların başında bayrak tekstilden otomotive geçti. İki sektörün de başkenti Bursa’ydı.

Bursa’nın iki devinden biri olan Tofaş fabrikasının temelleri Nisan 1969’da atılmıştı. İnşaat Şubat 1971’de tamamlandı ve üretim başladı. Tofaş, günümüzde Fiat’ın Avrupa’daki iki Ar-Ge merkezinden biri konumunda bulunuyor. Bursa’nın ikinci, Türkiye’nin ise altıncı büyük sanayi kuruluşu şirket, yılda 400 bin araçlık üretim kapasitesine ve 10 bine yakın çalışana sahip. Tofaş fabrikası bugün 350 bin m2’si kapalı, toplam 1 milyon m2 alan üzerinde faaliyet gösteriyor.

1969 yılında kurulan Oyak Renault otomobil fabrikası ise yıllık 360 bin otomobil ve 750 bin motor üretim kapasitesi ile Fransız şirketinin Batı Avrupa dışında en yüksek kapasitesine sahip üretim tesislerinden biri…

1970’li yıllarda kurulan Tofaş-Fiat ve Renault fabrikaları, kentte çok güçlü bir yan sanayinin oluşmasını da sağladılar. Orhan Holding, Coşkunöz Holding, Beyçelik Holding gibi yan sanayi şirketleri bugün Bursa’daki fabrikalarında ürettikleri ürünleri dünyanın dört bir yanına ihraç ediyorlar. Küresel yan sanayi devleri de Bursa’da üretim yapıyor. Bunların en önemlisi Bosch.

Almanya Büyükelçisi Martin Erdmann’ın sözleriyle “Bir hafta çalışmasa Alman otomotiv sanayisinin durmasına neden olacak Bosch fabrikası”, üretiminin yüzde 90’ını ihraç ediyor. Bosch’un ihracatı Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde 1.5’ine tekabül ediyor.

Bursa, Cumhuriyet tarihinin en yüksek ihracat rakamının yakalandığı 2018 yılında, İstanbul’un ardından en fazla dış satış yapan ikinci şehir oldu. Kent geçtiğimiz yıl yaklaşık 2 milyar dolar da tekstil ve hazır giyim ihracatı yaptı.

Hızlı sanayileşme Bursa’nın Türkiye’nin dört bir yanından göç almasına yol açtı. Organize sanayi bölgelerinin çevresinde yoğunlaşan modern konut alanları, kentin tarihi kimliğini yavaş yavaş örttü. Kentin Osmanlı kimliği, “Old city” olarak tanımlanabilecek Osmangazi, Hüdavendigar, Muradiye gibi semtlere hapsolmuş durumda. Tanpınar’ın “muayyen bir devrin malı” dediği atmosferi solumak için organize sanayi bölgelerinden çıkıp bu semtlere gitmeniz gerek.

Bursa’nın önemli bir halkasını oluşturduğu küresel otomotiv tedarik zinciri bir süredir büyük bir dönüşümden geçiyor. Fosil yakıtlı araçlar tarihe karışıyor. Avrupa’da birçok şehirde dizel araçlar trafikten yasaklandı ya da yasaklanacağı tarih açıklandı. Benzinli araçları da aynı kader bekliyor. Geleceğin elektrikli ve hibrit araçlarda olduğu artık belli oldu. Kürüsel tedarik zincirinin halkası olan ülkeler ve kentler buna yönelik hazırlık yapıyorlar. Almanya’da Volkswagen, Hannover ve Emden’deki fabrikalarında 2022’den itibaren sadece elektrikli araç üreteceğini açıkladı. Zwickau’daki fabrikasını da elektrikli araç üretim merkezine dönüştürmek için 1 milyar euro yatırım yapıyor. 2020’den itibaren bu fabrikada VW, Audi ve Seat’in elektrikli modelleri üretilecek. Bu üç fabrika Avrupa’nın en büyük elektrikli araç üretim ağını oluşturacak.

Bursa elektrikli geleceğe hazırlanmak ne yapıyor peki? Şimdilik hiçbir şey. Bursa bugün “muayyen”, yani fosil yakıtlı bir devrin malı olarak kalma tehdidiyle yüz yüze bulunuyor.

EN ÖNEMLİ ENGEL, İNSAN KAYNAĞI AÇIĞI

Bursa’nın güçlü altyapısı ve yüz yıllara uzanan deneyimini kullanarak dünyanın hazır giyim ve tekstil merkezlerinden birine dönüşmesi mümkün. Ama bunun önünde bazı önemli engeller var.

Politet Konfeksiyon şirketinin Yönetim Kurulu Başkanı Coşkun İrfan, Turkishtime ile Halkbank’ın Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi’nde düzenlediği ortak akıl toplantısında en büyük sorunlarının eğitim ve personel açığı olduğunu, teknik personel yönünden çok ciddi sıkıntılarının bulunduğunu söylüyordu. “Bugün teknik makinalarımızı kullanabilecek personel bulunmuyor. Bırakın kullanımını, onarımını yapabilecek personel de yok. Bunlara çok ciddi ücretler ödüyoruz. Yedek parçaları yurt dışından getirtiyoruz. Bence en önemli konu, eğitim ve teknik personel konusudur” diyen Coşkun İrfan, bu sorunun çözümü için şu öneride bulunuyor: “Belirli büyüklükteki organize sanayilerin içerisinde, sektörlerin yoğunluk oranları doğrultusunda İngilizce eğitimli, metal işleri-kaynakçılık-mobilya-otomotiv-tekstil-konfeksiyon-moda tasarım bölümleri içeren, teknik sanat okulları ve meslek yüksek okulları kurulabilir. Almanya’da olduğu gibi yarım gün işte, yarım gün okulda bu öğrencileri yetiştirebiliriz.”

Berteks Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Berk Noyan da en önemli sıkıntının personel yetersizliği olduğunu doğrulayarak şunları söylüyor: “Makine alıyor, dokumacı bulamıyoruz. Devletimiz bu konuda da algıyı çok iyi yönetmeli, özendirmelidir. Bu sorun bu algıyla, özendirmeyle çözülür. Meslek liselerinin açılması, özendirilmesi gerekir. Aksi takdirde biz buraya okul da yapsak başvuru olmuyor. Başvuru yok. Bunu bir algı yönetimiyle uzun soluklu bir program haline getirmemiz lazım.”

Bursa’da tekstil sektörünün köklü şirketleri arasında yer alan Parlamış Şirketler Grubu’nun Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Parlamış ise Turkishtime ile Halkbank’ın Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi’nde düzenlediği ortak akıl toplantısında ara eleman konusunda yetersizliğe dikkat çekerek meslek liselerine önem verilmesi gerektiğini söylüyordu: “Meslek lisesi mezununa değer verilmiyor. Sanki meslek lisesi sahibi olmak yeterli değil, unvan sahibi olmak daha öncelikli. ‘Aman çocuklarımız mühendis olsun’ diyoruz. Mühendis olsun da herkes general olursa kim savaşa çıkacak? Günümüzde herkes general olmak istiyor. Türkiye’nin 81 ilinde mühendislik fakülteleri var. Oradan mezunlar öncelikle ‘Koltuğum, odam, masam nerede?’ diye soruyor.”

Bugün Endüstri 4.0’ı konuşuyoruz. Endüstri 4.0’da insan yetiştiren fakültelerimiz maalesef yok. – Bülent Parlamış

Bülent Parlamış, yeni teknolojiler konusunda uzman genç açığı olduğunu da vurguluyor: “Bugün Endüstri 4.0’ı konuşuyoruz. Endüstri 4.0’da insan yetiştiren fakültelerimiz maalesef yok. Oğlum Sabancı Üniversitesi’ni bitirdi. Sabancı iyi okullardan bir tanesidir ve sunduğu olanaklar her üniversitede yoktur. Orada bile Endüstri 4.0’ı hazmetmiş bir nesil yetişmiyor. Oysa Avrupa bırakın Endüstri 4.0’ı, Endüstri 5.0’a hazır insan yetiştiriyor.”

Bursa’nın hazır giyim ve tekstilde dünyaya yön veren merkezlerden dönüşebilmesi için on yıllardır konuşulan ama bir türlü hayata geçirilemeyen üniversite-sanayi işbirliğinin de başarılması şart. Bu konuda Güleser Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Engin Oçak şunları söylüyor: “Bizde ürün geliştirme Ar-Ge ile beraber paralel gider. Bu anlamda da yetişmiş eleman bulmak çok zor. Ancak kendi işletmemizi okul gibi kullanıyoruz. BUTEKOM’dan da destek alıyoruz. Ama maalesef üniversitelerden bu anlamda destek alamıyoruz. Üniversitelerin proje pazarlarındaki projelerden faydalanamıyoruz. Genellikle çok ayakları yere basmayan projeler ile karşılaşmaktayız. 3-4 yıl önce BUSİAD öncülüğünde, Uludağ Üniversitesi ile ‘Ar-Ge Mühendisi Yetiştirme Programı’ başlatıldı. Müfredatını da biz kendimiz tasarladık. Fakat birinci yılın sonunda Uludağ Üniversitesi programdan çekildi.

Bunun üzerine programın içeriğini biz şirketler olarak sahiplendik. Eğitmenleri kendimiz finanse ettik. Operatörlüğünü kendimiz yaptık. Bu program geçtiğimiz günlerde üçüncü veya dördüncü dönem mezunlarını verdi. Bunun gibi projelerde motor gücün şehirdeki teknik üniversitelerin olması lazım. Teknik üniversitenin de çok güçlü ve donanımlı, sektöre de yön verecek nitelikte kadrolara, laboratuvarlara imkanlara sahip olması gerekir. Bir de öyle bir iştah olması lazım.”

Moral Tekstil Yönetim Kurulu Üyesi Hasan Moral da bu konuda şunları söylüyor: “Bursa’nın aslında tek eksikliği veya şanssızlığı uzun bir dönem boyunca sadece Uludağ Üniversitesi’nin bu tip fırsatları sunmasıdır. Bursa’da bir vakıf üniversitesi yoktur. Devlet üniversitesinin işleyişi daha farklıdır. İstanbul’dan birçok vakıf üniversitesi bizimle iş birliği yapmak istedi, bunun için bizi zorladı ve birçok seminerler düzenledik. Birçok projeye de sırf şehrimizin üniversitesini rencide etmeyelim diye mesafeli davrandık. Üniversitelerden birçok proje geliyor ama maalesef bunlar ayağı yere basmayan, sanayiden kopuk projeler oluyor. O yüzden biraz sanayi gerçeklerinden uzak kaldıklarını düşünüyorum.”

Işıkser Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Işık ise Ar-Ge konusunda uzmanlık desteğine ihtiyaç duyduklarını anlatarak şunları söylüyor: “Üniversitelerle geçmişte KOSGEB destekli işbirliği yapılmıştı. Fakat burada herkesin Ar-Ge merkezi açmak gibi gücü ve yeteneği yoktur. Buna gerek de yoktur. Bence üniversitelerde belirli hocalara zaman zaman danışabileceğimiz bir sistem kurulmalı. Hocalar da Ar-Ge alanında desteği gönüllü yapmalılar. Bazı hocalarımız gönüllü şekilde yardıma koşuyorlar. Ama vakitleri yetmiyor. Oysa bizim Ar-Ge ile ilgili bir konuda ihtiyacımız olduğu zaman kolaylıkla danışabilmeliyim. Üniversite de istekli olmalı, Ar-Ge için kapısını çaldığımız zaman angarya gibi görmemeli.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here