Çağın Devrimcisi: Stella McCartney

0

Biyomühendislik ürünü asetat ile üretilen gözlükler. Mantar liflerinden deri çantalar. Geri dönüştürülmüş okyanus plastiğinden ayakkabılar. Organik koton, rejenere edilmiş kaşmir, sertifikalı yün ipliği ve daha nicesiyle yaratılan sürdürülebilir tasarımlar… Moda endüstrisinin en inovatif ilkleri, Stella McCartney’nin imzasını taşıyor. Güzellikten ve kaliteden ödün vermeden, doğanın tüm canlılarına saygıyla üreten tasarımcının telaffuz edilmeyen bir misyonu daha var: Neredeyse iki asırlık moda sektörünü geleceğe taşımak.

Vizyonunuzu hayata geçirmek, örneğin yapay deriyle üretilen, doğaya karşı sorumlu Falabella çantayı, kavramsal bir tasarımdan gerçek bir tasarıma dönüştürmek ne kadar zaman alıyor? Nasıl bir zahmet ve süreçten söz ediyoruz?

Gerçeküstü eforla çalışan sürdürülebilirlik ekibimin yardımıyla, araştırmalarımıza özen gösteriyor, büyük ölçekte değişim yaratabilecek girişim ve inovasyonlara dahil olmak için çabalıyoruz. Burada amaç alelade bir şeyin parçası olmak değil. Diyaloğun yeterli ve kabul edilebilir bir girişim olduğu zamanlar çok geride kaldı, o eşiği çoktan geçtik. Dolayısıyla, statükoyu sarsacak ve hem birey hem de endüstri olarak karşı karşıya olduğumuz ciddi konulara mevcut yaklaşımımızı radikal bir biçimde değiştirecek özel girişimlerin arkasında durmaya özen gösteriyoruz. Her girişim belli bir zaman alıyor tabii. İnovasyonların uygulamaya geçilmesi beş ila 10 yılı buluyor.

2018 yılında uluslararası markaların ürünlerini sıfır atık prensibiyle yeniden tasarlayan Loop Industries, Inc. ile işbirliği yaptınız. Ve hiçbir teşvik ve finansal destek olmaksızın, dünyada türünün tek örneği olan tamamen geri dönüştürülebilir ayakkabılar tasarladınız. Süreci ve kullandığınız teknolojileri kısaca özetler misiniz?

2018 Sonbahar/Kış koleksiyonumuzda lanse ettiğimiz The Loop’u üretmek tam on sekiz ayımızı aldı. Üretiminde hiçbir yapışkan madde kullanılmayan bir tasarım bu. Dolayısıyla, özellikle, ayakkabının farklı bölümlerini, tıpkı bir lego oyuncağı gibi birbirine kenetleyen kelepçe sistemini geliştirmek için büyük efor ve zaman harcadık. Ayakkabı tabanının çıkarılıp yenisiyle değiştirmeyi mümkün kılan bu akıllı mekanizmayı tasarladıktan sonra, her ayakkabı tasarımında kullanılan yapışkan maddeler yerine ayakkabıyı stratejik dikişlerle sağlamlaştırdık. Zira, aksesuarlarda kullanılan yapışkanlar, balıklardan ve hayvanlardan elde ediliyor ve birçok kimyasal içeriyor. Bugüne kadar ürünlerimizde asla hayvan ürünlerinden temin edilen yapışkan kullanmamış olsak da, kimyasal yapışkanların çevreye ne kadar zararlı olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla, yapışkan içermeyen, yüzde 100 geri dönüştürülebilir bir ayakkabı üretmek bizim için büyük bir zaferdi. The Loop, türünün podyumlara çıkan ilk ve tek örneği. Bu başarımızla gurur duyuyorum!

Sürdürülebilir bir marka yaratma gayesiyle yola çıktığınız ilk günlerde, sektörün olumsuz tepkilerine ve sert eleştirilerine maruz kaldınız. Kimseye aldırış etmeksizin, hedefinize odaklanmayı ve vizyonunuzu hayata geçirmeyi nasıl başardınız?

Çocukken bile eğer bir moda tasarımcısı olacaksam, bu işi inançlarım ve yargı değerlerim çerçevesinde yapacağımı biliyordum. Sürdürülebilirlik için görsellikten ve güzellikten ödün vermeye gerek yok. Buna her zaman gönülden inandım. Yolun başında benim deli olduğumu düşündüler. Deri kullanmadan asla başarılı bir aksesuar markası yaratamayacağımı söylediler bana. Ama ben tasarıma farklı bir şekilde yaklaşmayı tercih ettim. Bu sektörde başarılı olmak için hayvanları öldürmeye gerek yok. Bunu kanıtlamış bulunuyorum. Tabii, her şeyden önce bir moda tasarımcısıyım ben. Elbette güzel, lüks ve arzulanır ürünler tasarlamak istiyorum, ancak her tasarımımın istisnasız sorumluluk sahibi, bilinçli ve etik olması benim için çok önemli. Moda tarihine ve icra ettiğimiz zanaata saygım sonsuz ancak bu zanaatın yapılış şekli, örneğin kullanılan kumaşlar, tam bir yüzyıldır hiç değişmedi! Sektörde inovasyona karşı bir direniş var. Bense, endüstrinin alışılageldik üretim yöntemlerini değiştirmek için durmaksızın çabalıyorum.

Modanın geleceğinde neler var sizce? Yirmi yıl içerisinde sektörde neler değişecek?

Geri dönüşüm ile bir önceki sezonun kumaşlarını tekrar kullanmak, hemen bugün uygulamaya geçebileceğimiz en modern ve en inovatif girişim bence. Modanın geleceği de burada yatıyor zaten. Gezegenimize zarar vermeden lüks moda tasarımları üretmeye devam etmek istiyorsak, modanın bu yolu izlemesi gerekiyor.

Modanın en çok kazanç getiren dokularından biri olan deriye yıllar önce sırtınızı döndünüz ve derinin ekolojik alternatifleriyle son derece arzulanır tasarımlar yarattınız. Son dönemlerde kürke karşı bir duruş sergileyen sektör, deri konusunda sessizliğini koruyor. Bunun sebebi nedir sizce?

Gerçek şu ki, tüketicilerin büyük bir kısmı kürk ve derinin lüksle eşanlamlı olduklarını düşünüyorlar. Bütün lüks modaevleri ilk günden bu yana tasarımlarında kürk ve deri kullanıyorlar. Öyle ki bu dokular, koleksiyonlarının olmazsa olmazı haline gelmiş durumda. Yüksek mertebede lüks tasarımlara belirli bir talep var elbette. Ancak bu lüksü müşteriye sunmak için hakiki deri ve kürk kullanmaya, bu uğurda hayvanları öldürmeye gerek yok. 2001 yılında markamı piyasaya sürdüğümde, tasarımlarımda asla gerçek kürk ve deri kullanmamaya ant içtim. Bu dokulara alternatif sunan Alter-Nappa kumaşlarıyla çıkış yaptım. Alter-Nappa, çözücü içermeyen polliüretan, geridönüştürülebilir polyester ve bitkisel yağ ile kendi bünyemizde ürettiğimiz bir doku. Her yıl moda uğruna 50 milyondan fazla hayvan katlediliyor. Derinin çevreye verdiği hasar ise sentetik alternatiflerinden tam yirmi dört kat daha fazla. Kabul edilebilir bir şey değil bu. Derinin çevremizi nasıl etkilediği hakkında daha çok ve daha yüksek sesle konuşmamız şart. Zira, sesimizi ancak böyle duyurabilir, markaları değişime ancak bu şekilde sevk edebiliriz.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here