Dijital Çağda Moda Fotoğrafının Geleceği Geçerliliği

0

 

Kuşkusuz ki fotoğraf, evrensel moda dilinin oluşumundaki en önemli oyunculardan biri. Geçtiğimiz yüzyıl içinde şekil değiştiren moda fotoğrafçılığı janrı da hayal kurabileceğimiz, hikayeler anlatabileceğimiz araçların başında geliyor. İçinde bulunduğumuz dijital çağın, sosyal medya hakimiyeti altında ilerleyip şekillenen, takip etmekte kısmen zorladığımız görsel ve anlatımsal içerikler ile dolup taşan moda dünyasında, fotoğrafın gelecekteki geçerliliği ise hala bir soru işareti…Fotoğrafın icadıyla belleğimizde moda akımlarına dair yer eden izler, kıyafetlerin kendilerinden daha çok, moda fotoğrafçılığı ve yayınları ile oluşmuştur şüphesiz. 1800’lü yılların sonundan itibaren hayatımıza giren bu sanat dalı, zamanla kameranın tek gözlü objektifi aracılığıyla hayal gücünün resmedilebildiği, fantastik dünyalar yaratılabildiği bir kanal haline geldi. Vogue ve Harper’s Bazaar gibi ikonik yayınların renkli sayfaları ise ilk önce kadın, daha sonra erkek, genç, yaşlı ve alt kültürler fark etmeksizin hayatın tüm alanlarından okuyucular için hem stil ve giyim rehberi oldu hem de ilham veren imajlar yarattı. Sanatçıların pratiklerini özgürce ifade etme endişeleri ve tekno- lojinin hızlı gelişimi sonucunda moda endüstrisinin getirdiği ticari taleplerin gerilimi ise daha fazla yaratıcı alana yer açarak fotoğrafın her geçen gün yeniden yorumlanmasını sağladı. İçinde yaşadığımız dijital çağın, sosyal medya hakimiyeti altında ilerleyip şekillenen, takip etmekte zorlandığımız görsel ve anlatımsal içeriklerle dolup taşan moda dünyasında, fotoğrafın gelecekteki geçerliliği ise bir soru işareti…

Moda fotoğrafçısının konumu, değişimi ve geleceği üzerine fikir yürütebilmemiz için öncelikle moda fotoğrafının ne olduğunu kısaca betimlememiz gerekir. Efsanevi İngiliz fotoğrafçı David Bailey’e göre “kıyafet giymiş bir kadının portresi” kadar yalın bir anlatımı olsa da moda fotoğrafının kodları zaman içinde pek çok değişime uğradı ve halen uğramakta. Kökleri 1800’lerin Viktoryen portre fotoğraflarına dayanan bu sanat dalının çıkış noktası, zamanın önde gelen sosyete mensupları ve asilzadelerinin en gösterişli kostümlerini giyerek (tıpkı onlardan önce gelen ailelerinin, portre ressamlarının karşısına geçmesi gibi) objektif karşısına geçme geleneğine dayanıyor. Bu bağlamda Avrupa’nın lüks ve şaşa içinde altın günlerini yaşadığı 1900’lü yılların baş larında, Amerikalı fotoğrafçı Edward Steichen’in dönemin en önemli tasarımcısı Paul Poiret’nin kıyafetlerini giyen modelleri fotoğrafladığı kareler, ilk moda fotoğrafları olarak kabul edilir. Aynı yıllarda Condé Nast’ın daha önceleri içeriği illüstrasyondan oluşan moda dergisi Vogue’u satın alarak fotoğraf yayımlaması, bu yeni sanat dalının daha yaygın bir okuyucu kitlesi ile buluşmasına, dünyaya yayılmasına olanak tanımıştı. Ve çizimlerin yerini insanın alması, moda yayıncılığında gerçeklik algısının ilk defa deneyimlenmesi demekti.

İlerleyen yıllarda, özellikle Coco Chanel’in sunduğu tasarımların, kadınların hareketlerini engelleyen korselerden kurtulmasını sağlamasıyla beraber fotoğraf da özgürleşmiş, stüdyonun donuk atmosferinden dışarıya, yaşayan sokağa taşarak hareket kazanmıştı. Moda fotoğrafçıları, 1950’li yıllarda savaşın geride bıraktığı kasveti aşmak için daha spontane, fotojurnalistvari bir yaklaşım sergilemişti. Richard Avedon’un 1957 tarihli, modelin kaldırımdan zıplarken Pierre Cardin paltosunun havalandığı anı yakaladığı Carmen (Homage to Munkacsi) isimli fotoğrafı, bu köklü değişimin en ikonik referanslarından biri haline geldi. 1960’larda ise feminizm akımının ivme kazanması, Beatles’ın dünyayı sarsan çıkışı ve Londra sokaklarını saran genç ruh, moda dünyasında da kendini yeni fotoğrafçı, tasarımcı ve dergilerin doğması ile gösterdi. Dönemin hayat dolu, sinematografik kareleri, modayı sadece elit kesimin erişebildiği bir alan olmaktan çıkarıp dünyaya kazandırmış; Twiggy, Jean Shrimpton gibi halkın içinden isimleri, arzu nesnelerine, okuyucuların özendiği uluslararası yıldızlara dönüştürdü.

 

 

1970’lere gelindiğinde ise Guy Bourdin, Gianpaolo Barbieri, Helmut Newton gibi isimlerin, konvansiyonel yaklaşımın sınırlarını zorlayarak kıyafetlerin tanıtılmasından ziyade modellerin ve fotoğrafların hikayelerine konsantre olduklarını görüyoruz. Hatta kimi editoryel hikayelerde kıyafetlere bile yer verilmediğini görmek mümkün. Mesela Guy Bourdin’in 1976’da Vogue Paris’te yayımlanan karesi, geleneksel moda fotoğrafçılığına yeni bir anlam kazandırır. Bu yeni estetik anlayışla bir fotoğraf karesi, içinde kıyafet olmaksızın tek başına, tıpkı bir sanat eseri gibi varolur. Deneysel moda fotoğrafçılığı yaklaşımında artış gözlemlenen bu dönemde, kabul gören güzellik algısı işte bu yüzden sorgulanmaya başlamış, fotoğrafçılar alışılagelmiş yüzler yerine underground, androjen görünümlü ve farklı ırklara mensup yüzleri kullanmıştı. Dünya çapında birbirinden farklı alt kültürlerin, sosyokültürel akımların, iletişim araçlarının ve ekonomik faktörlerin çeşitlenmesi ile hali hazırda teste tabi tutulan moda fotoğrafçılığı anlayışının sınırları, 80’lerde de zorlanmaya devam edildi. Öyle ki ‘Amerikan rüyasını’ vurgulamaktan kaçınmayan moda yayınlarının gerçeklikten uzak lüks algısına tepki olarak doğan ID ve The Face gibi dergiler, yeni jenerasyon punk, hiphop, new wave gençliğinin sesi oldu. Bağımsız dergilerin mercek altına aldığı, fotoğrafta realizm algısının hakim olduğu, belgeseli anımsatan yaklaşım, 90’lara geldiğimizde Corinne Day, Craig McDean, Juergen Teller gibi isimlerle açığa çıktı. Bu dönemin fotoğrafları günlük hayatın nüanslarını ve sokağa yansıyan anları, sezonun giysileriyle birleştirerek ultra-lüks modanın mükemmeliyetçi tutumundan uzaklaştırdı. Hatta aksine dış görünüşteki kusurların güzelliğini kutlayan bir estetiği benimsedi.

Şimdi 90’ların özgür sanat ve moda ifadesini bırakıp gelelim dijitalizasyonun hüküm sürdüğü günümüze… Basılı yayınların yerini sosyal medya içeriklerine, online dergi ve platformlara bıraktığı 21. yüzyılda anlık ve hızlı akış, karşımıza çıkan görsel içerik estetik bağlamında rekabeti günbegün artırıyor. Günümüz moda sistemi içerisinde pop kültürün nabzını tutan bağımsız dergilerin sıradanlaştığını bile gözlemlemek mümkün. Günlük hayatın vazgeçilmez parçası haline gelmiş Instagram gibi platformlarda karşımıza çıkan imaj fazlalığı ile birlikte, moda fotoğrafçılığının anlamı da pek tabii değişime uğruyor. Yakından tanıma fırsatı bulduğum yeni jenerasyon fotoğrafçılardan Chloe Le Drezen; “Moda sektörü için üreten sanatçılar olarak gün içinde o kadar fazla görüntüyle karşılaşıyoruz ki, hepimiz birbirimizin işlerinden etkileniyoruz.” diyor ve ekliyor; “Artık bağımsız dergilerde bile nadiren şaşırtıcı işlerle karşılaşıyoruz. Moda endüstrisi şu anda bir döngünün içinde. Yeni bir fotoğrafçı ortaya çıkıyor, stili beğeniliyor ve bir sezon boyunca devamlı olarak her yerde sadece bu tarzı görüyorsunuz. Bir sonraki sezon ise aynısı bir başka fotoğrafçı için yaşanıyor ve çıkan işler sıkıcı bir hal alıyor. Ancak yine de karamsar olmak istemiyorum. Bizlerin, yani gençlerin sesini daha fazla duyurabilmesi, üzerinden konuşabileceğimiz daha fazla mecra olması sayesinde keşfedilmemiş yetenekler işlerini sergileyebilecekleri platformlar bulabiliyor.”

Markalar tekstilde olduğu gibi hayatın her alanında hızlı döngü içerisinde yaşayan tüketim toplumuna yönelik iletişim stratejilerini değiştiriyor; kıyafet yerine ‘lifestyle’ satmayı hedefliyor. Bahsedilen bu lifestyle estetik hiç olmadığı kadar hayatın içinden ve dönemin sosyopolitik gelişmelerine duyarlı. Öyle ki geçtiğimiz yıl, Vogue dergisinin 125 yıllık geçmişinde kapak fotoğrafını çeken ilk siyahi isim olan Tyler Mitchell’a iyi bir moda fotoğrafını oluşturan özellikler sorulduğunda; “Artık moda fotoğrafı ne demek onu bile bilmiyorum.” cevabını vermiş. Kendilerine ‘image-maker’ ünvanını koyan bu yeni nesil fotoğrafçılar, aynı zamanda önceleri keskince ayrılan ticari ve kişisel moda fotoğrafçılığının arasındaki çizgiyi kaldıran isimler haline gelmiş durumda. Mitchell gibi yetenekler, izleyicinin kendinden bir parça bulabildiği, yeni bir enerjinin hakim olduğu fotoğraflar yaratıyorlar. Öte yandan Jamie Hawkseworth, Harley Weir, Jack Davison, Theo Wenner gibi yeni jenerasyon moda fotoğrafçılarının, sanat pratiklerine daha yalın, olduğu gibi, hatta romantik kabul edilebilecekbir ışıkla yaklaştığını görüyoruz. 2000’li yılların photoshop ve mükemmel güzellik takıntısı kendini bir kez daha kusurların övüldüğü, ifade özgürlüğünün ve eşitliğin vurgulandığı bir dünyaya bırakmış durumda. Öyle ki önceleri modaevlerinin en büyük kaygıları, reklam kampanyalarında sezonun kıyafetlerini en çekici ve albenili şekilde göstermek iken şimdi internette yarattıkları sansasyon derecesi önem sırasının başında geliyor. @freddiemade gibi Instagram hesapları, modayı mercek altına aldıkları meme’ler oluşturarak reklam kampanyalarının ve imajların ‘viral’ hale gelmesini sağlıyor.

Peki bir moda fotoğrafı nasıl zamansız hale geliyor? “Bence fotoğrafçı, kendinden sonraki jenerasyonların takip edeceği o stili bulduğu zaman zamansız oluyor.” diyor Chloe. Fotoğraf karesinde yeni bir açıyı ve stili bize öğrettikleri için George Hoyningen Huene’nin simetrisini, Irving Penn’in kusursuz fotografik orkestrasyonunu, Jamie Hawkesworth’un sarı ışığını zamansız olarak kabul ediyoruz. Chloe’nin moda fotoğrafının geleceğini hakkındaki düşüncelerini de merak ediyorum ancak bu soruyu sorduğumda biraz duraksıyor ve “Bilmiyorum. Kim bilebilir ki? Şu an öyle bir ikilemdeyiz ki bazıları basılı yayıncılığın özlemi ile yaşarken kimileri de dijitalin getirdiği fırsatları kullanıyor. İmgelerin dijitalize ve tekdüze olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Tam da bu yüzden hiçbir zaman eskimeyecek en önemli şey samimiyet. Moda fotoğrafının geleceği ve geçerliliği, fotoğrafçının ticari moda fotoğrafı çekmesinin yanı sıra kendi kişisel projelerini yürütmesine; kimi zaman kendini dünyadan soyutlayıp sanatına konsantre olmasına dayanıyor.”

Belki Chloe’nin dediği gibi moda fotoğrafının geleceğini hiçbirimiz tam olarak tahmin edemiyoruz. Ancak basılı yayınların kendilerini değişen dünyaya adapte etmedikleri sürece sürdürülebilirliklerini yitirecekleri kesin. Emin olabileceğimiz tek bir şey var ki moda fotoğrafçılığında, günü yakalayabilen, dürüst ve yalınlıkla resmedilen içerikler daima özgün olarak kabul edilecek.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here