Dijital Dönüşüm: DeFacto

0

Uluslararası bir markaya dönüşen DeFacto artık teknolojide de söz sahibi. “DeFacto olarak, hızlı moda üreticisi olduğumuz kadar teknoloji de üreten bir şirketiz.”

İlk mağazasını 2005 yılında açan DeFacto, bugün 30 ülkede, 500’ün üzerinde mağazaya sahip. Bu alanda ‘‘üç büyükler’’ arasında kendine yer açan DeFacto, sadece moda endüstrisinde değil, teknoloji alanında da ses getiren bir markaya dönüştü. DeFacto Teknoloji adlı şirketleri dijital dönüşümün tüm yeni adımlarını DeFacto bünyesine taşırken, perakende alanında da inovasyon gücünü kanıtlıyor. DeFacto’nun dijital adımlarını CEO’su İhsan Ateş’ten dinledik.

DeFacto’nun adı modayla özdeşleşmiş olsa da son yıllarda teknoloji alanında da büyük başarılara imza atıyor. DeFacto’nun teknolojiye dair attığı adımları bir de sizden dinleyebilir miyiz?

DeFacto’yu gerek sektörümüz gerek iş ortaklarımız gerekse müşterilerimiz sadece bir moda perakendecisi olarak biliyor. Bu röportajda sizlere DeFacto’nun bilmediğiniz yönlerini anlatmak istiyorum. DeFacto’yu kurduktan üç-dört yıl sonra Teknopark’ta DeFacto Teknoloji adında bir şirket daha kurduk. DeFacto Teknoloji şirketimizde çalışan 125 Ar-Ge mühendisimiz DeFacto’nun kullanmakta olduğu teknoloji ve uygulamaları geliştiriyor. Ayrıca DeFacto bünyesindeki tüm teknolojik ihtiyaçlarımızı da yine kendi kaynaklarımızla karşılıyoruz. Dışarıdan yazılım satın almamaya, ihtiyacımız olan teknolojileri kendi kaynaklarımız ile üretmeye odaklanıyoruz. Bu kapsamda şirket içinde kullanmakta olduğumuz yazılımların yaklaşık olarak yüzde 80’i kendimize ait. DeFacto olarak moda üreticisi olduğu kadar teknoloji de üreten bir şirketiz, sektörün aslında bilmediği, bize rekabette güç katan, avantaj sağlayan, bizi farklılaştıran en önemli özelliğimiz şirketimizin teknoloji odağı.

Bu teknoloji odaklı faaliyetler neleri kapsıyor?

Çerkezköy’de Tam Otomatik Akıllı bir depo yaptık; yaklaşık yılda 250 milyon adet ürün döndürüyoruz. Tamamen robotlar ile yönetilen depomuz kendi mühendislerimizin yaptığı yazılımlar ile gerçekleştirildi. Mağazalarımızda, merkezlerimizde kullanılan yazılımlarımız da bizim mühendislerimizin ellerinden çıkıyor. Biz yazılımımızı kendi iş modelimize göre uyarlayabiliyoruz, avantajımız da burada ortaya çıkıyor. Dışarıdan bir paket satın aldığınızda o yazılıma göre, o yazılımın iş modelini yapmaya .alışıyorsunuz. Bizim iş modelimiz farklı, dolayısıyla bu şekilde hem dijitalleşmenin maliyetini düşürüyoruz hem de süreçte problem olunca hemen müdahale edebiliyoruz.

Artık fiziksel mağazacılık da dijitalin kurallarına uymak zorunda. Siz bu yeni çağın dinamiklerini benimsemek adına nasıl bir strateji izliyorsunuz?

İstanbul Akasya AVM’de açtığımız yeni dijital akıllı mağazayla Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdik. Müşterilerimiz satın almak istedikleri ürünü kabinlerdeki akıllı aynalar sayesinde kolayca inceleyebiliyor. Bu sayede hem dijital alışveriş deneyimi yaşıyor hem de anında istediği ürüne dokunma, deneme ve iletişim kurma imkanını buluyorlar. Ayrıca akıllı mağazada herhangi bir kasa noktası yok. Müşterilerimiz ödemelerini self servis kiosk’lardan kredi kart bilgilerini girmeden fiziksel POS cihazı ile markette ödeme yapar gibi güvenli bir şekilde yaparak ürünleri satın alabiliyor. Satın aldıkları ürünleri bir gün içerisinde kargo ücreti ödemeden ve poşet taşıma zahmetine girmeden tercih ettikleri adreslerine teslim ediyoruz. Ek olarak bir saat sonra başka bir DeFacto mağazasından da teslim alma imkanına sahipler. Mağazaların hiçbir noktasında kağıt kullanmıyoruz, böylece doğal kaynakları da koruyoruz. DeFacto Akıllı Dijital Mağaza’da tüm alışveriş süreci tamamen dijital altyapı ile sağlanıyor. Burası 180 metrekareyle DeFacto’nun en küçük mağazası konumunda ancak en çok ürün çeşidinin olduğu mağazamızdır. Müşterilerimiz DeFacto Dijital Akıllı Mağazada tüm Defacto depo ve mağazalarında bulunan ürünleri satın alabiliyorlar. Bu uygulamayı bir deneme olarak değil, uzun vadeli bir iş planı olarak görüyoruz. DeFacto Dijital Akıllı Mağaza ile hem Türkiye hem dünyada moda mağazacılığında dijital dönüşüme liderlik eden markalardan biri olmayı hedefliyoruz.

 

Peki yapay zeka işin neresinde? Gelecek senaryolarında kendine sıkça yer edinen yapay zeka, sizin operasyonlarınızda nasıl bir varlığa sahip?

Biz 30 ülkede 500’den fazla mağazamız ve 14.000’den fazla çalışanımız ile büyük bir operasyon yönetiyoruz. Özellikle global perakendecilikte başarılı olmak için, üç ana kritik konu vardır: İklim, insanların fiziksel özellikleri ve kültürel farklılıklar. Eğer yukarıda bahsettiğim bu üçlüyü yönetebiliyorsanız, uluslararası perakendecilikte başarılı olma şansınız, potansiyeliniz var demektir. Tabii, müşteri taleplerini de doğru zamanda doğru fiyatta ve miktarda ürün koyarak karşılayabiliyorsanız gerçekten başarılı olabiliyorsunuz. Bu kadar farklı parametreyi girdiğinizde yapay zek. hangi mağazada hangi ürünler yer almalı diye tavsiyede bulunuyor: “Şu bedende pantolon, mont; bu renkte ve fiyat aralığında elbise olsun” diyor. Geçmişteki dataya göre sistem, bir müşteri davranış analizi ortaya çıkarıyor. Bunu 30 ülkede, 500 tane birbirinden farklı mağaza ve bölgede, yapay zeka olmadan yapınca, indirim maliyetiniz, satışınız, stok çevrim süreniz olumsuz yönde etkilenir. Dolayısıyla dipte verimsiz kalırsınız ve/veya istediğiniz kârı yapamadığınız bir çıktı ile karşılaşırsınız. Biz beş yıldır bu işe yatırım yapıyoruz ve mağazada nasıl bir ürün çeşidi, nasıl fiyatlama olacağı ve nasıl bir indirim uygulamamız gerektiği gibi birçok konudaki parametreyi yapay zeka önümüze getiriyor. Gelen bu öneriyi ekiplerimizle birlikte değerlendirdikten sonra kararı son olarak yine biz veriyoruz. Yapay zeka da bu süre zarfında sürekli öğreniyor ve var olan data gelişmeye devam ediyor. Girdiğimiz ülkelerin pek çoğunda yeni olduğumuz için sistem her yıl daha fazla öneri ile karşımıza geliyor. Mesela Sırbistan’a artık XXS bedende ürün göndermiyoruz ve Malezya’ya da XL beden kıyafet göndermiyoruz.Önemli avantajlarımızın biri de datalar sistemde kaybolmuyor ve şirketin bilgi havuzu genişliyor. Bu sayede sürdürülebilir başarıda yol alınıyor.

Perakende sektörünün geleceğine dair öngörüleriniz nedir? DeFacto geleceği nasıl yakalayacak?

Teknolojide de perakende de takip edilen bir firma haline gelmeye başladık. Bizim içeride fütüristik konularda çalışan yöneticilerimiz ve takımlarımız var. Geleceğin teknolojilerini, trendlerini şimdiden inceliyor ve yakından takip ediyoruz. Mesela 2025-2030 yıllarında dijital kıyafetler çok popüler olacak. Bugünün çocukları karakterlerini kendileri belirliyor sanal dünyada. Bunun bir adım ötesi, önümüzdeki 10 yılda dijital asistanlar ortaya çıkacak. Siz kendinizin aynısı bir sanal karakter belirleyeceksiniz. Siz başka bir yerdeyken, sizin yarattığınız dijital karakter sizin yerinize işlerinizi yapacak, size rapor verecek. Bu karakterin de bir giyim tarzı ve aksesuarları olacak. Haliyle dijital kıyafetler ortaya çıkacak. Biliyorsunuz dünyadaki ilk dijital kıyafet .oktan yapıldı. “Yanard.ner” olarak adlandırılan sanal giysi, Hollandalı yeni girişim firması The Fabricant ile herkesin favori fütüristik yüz filtresi Beauty3000, Johanna Jaskowska ve Dapper Labs’ın yaratıcıları ile iş birliği i.inde yapılmıştı. Dolasıyla bizim, modacılar olarak, sadece standart kıyafetler i.in değil bu dünyadaki sanal tarafa da odaklanmamız gerekiyor. Artık robotları değil sanal insanları konuşuyoruz. Bize düşen bizim buna nasıl uyum sağlayacağımızı ve nasıl sürdürülebilir kılacağımızı belirlemek. Eğer teknolojiye yatırım yapmazsak, oyundan .ıkmak zorunda kalırız.

Dijital, sürati de gerektiriyor. Yeni çağın kuralı bu diyelim. Siz operasyonlarınızda bu hızı nasıl yakalıyorsunuz?

Özellikle teknolojideki son gelişmeler şirketlerin iş modellerini sorgulatıyor. İş modelimize baktığımızda daha hızlı tedarik yapma ihtiyacımız bir gerçek. Stok çevrimi hızımızı daha hızlı bir hale getirmek durumundayız, özellikle bizim gibi global perakende yapan şirketler özellikle yurtdışında da hızlı olmalı. Kaynaklar artık daha pahalı bir hale geldi ve bunları etkin kullanma ihtiyacı doğdu. Aslında Avrupalı perakendecilerin 2008’de yaşamaya, yapmaya başladıkları dönüşümü, biz şimdi içinde bulunduğumuz ekonomik ortamı fırsat bilerek gerçekleştiriyoruz; operasyonumuzda her şeyi “Nasıl daha hızlı oluruz”un üzerine kuruyoruz. Bu şekilde oluşturduğumuz yaklaşım, şirketin geleceği ve global pazarlarda rekabeti güçlendirmek adına iyi bir kazanım sağladı. DeFacto’ya baktığımızda, bugün iki yıl öncesine göre çok daha hızlı, dijitalleşme sürecinde ilerlemiş ve daha global, verimli bir şirket haline gelmiş olduğunu görüyoruz. Bu duruma gelmemizde ekonomik dalgalanmaların da rolü olduğu aşikar. Bu hızlanmayı ve dijital dönüşümü bu kadar kısa zamanda yapmak ancak çalışanların motivasyonunu sağlamakla mümkün olabiliyor. Örneğin, 10 haftadaki üretim sürecimizi sekiz haftaya, hatta altı haftaya çekmemizin bizi iyi yerlere taşıyacağını söylediğimizde, değerli çalışanlarımız da ne yapılması ve nasıl yapılması gerektiğinin farkında. Bu dönemde özellikle iç enerjisi yüksek yönetimin, lider duruşunun önemi yüksek. Ayrıca ‘‘Yalın Düşünce’’ kültürünü benimsedik. Kültürün temel amacı, değerin ilk hammaddeden başlayarak, değer yaratma süreci boyunca hiç kesintisiz akıtılarak hızla nihai müşteriye ulaştırılması. Bunu başarabilmek için tüm değer zincirine bir bütünlük çerçevesinde bakmak, israfları yok etmek ve tüm faaliyetleri müşteri için mükemmel değer oluşturmak amacına yönlendirmek gerekir. Birimler arası tek bir sayfada problemleri tanımladık. 23 tane problemi analiz ettik, problemi belirledik, süreci belirledik, süreci yönetecek kişileri belirledik ve çözdük. Bu sayede yüzde 35 oranında süreçlerimizde iyileştirme sağladık, yani problemin kök sebeplerine inerek yüzde 35 daha az kaynak harcadık. Günün sonunda boşa kaynak kullandığımızı belirledik; bunu da bir sezonluk değil, işimizin her alanında uygulayabilmek hedefiyle yolumuza devam ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here