Dijital Dönüşüm, kimsenin görmediği ama herkesin hakkında anlattığı bir şeyler olan, Tibet’teki Yeti gibi bir şey. Bir yerlerde bir ayak izi ona atfedilmiş ama gerçekliği tartışılır olmuş. Ama o izi kim, nereden gelip nereye giderken bırakmış belli değil. Kimse de pek bilgi sahibi olmayınca, “körün fili tarifi” misali kim neresinden tutarsa orası üzerinden bir canavar hayal edip anlatıyor.

Yazı: Levent Erden

Bugüne kadar iş çevreleri her iki üç yılda bir ortaya atılan yeni bir kavramın kaval sesinin peşinden gitti. ‘‘Modern” ve ‘‘otomasyon” ile başlayan bu dizin, “sinerji” ile sürdü. Doksanlı yıllarda, içinde sinerji olmayan çorba bile içilmedi. İki binli yıllar boyu inovasyon peşindeydik. Her şeyin inovasyonu vardı. Her sabah kalkıldığında “bugün inovasyon için ne yaptın?” sorusuna cevap verebilmek gerekti. Aralarda mavi okyanuslar, sigmalar, cereme çekme esprileriyle süslenen siaremler uçuştu. Oradan “çevik şirket”e konsantre olundu. Konferans konu başlıkları değişse de şirketlerde organizasyon, iş yapma biçimleri ve doğal olarak sonuçlar da pek değişmedi. CRM ve benzer terimler hep bilgisayar endüstrisinin geliştirdiği ürünleri neye yaraması gerektiğini dahi bilmeden şirket “IT”cilerine satma aracı olarak gelişti.

21. yüzyılla birlike her kavramın başına bir “e-’’ getirmek adet oldu. e-banka, e-posta, e-ticaret… Bu “e-’’ var olan iş yapma şeklinin teknoloji soslu alternatif yolu kabul olarak edildi. Yıllar yılı bankalar bu işlere “ADK” yani alternatif dağıtım kanalı demekte ısrar etti. Ta ki şubeler bireysel için neredeyse işlevsizleşene kadar. Zaten “küçük cari”den “bireysel”e geçmek de elli yıldan fazla almıştı! Var olan iş ve akışları bilgisayarla ya da ekranlarda yapınca bitiveriyordu zannedildi. Özellikle de muhasebe ve finans “otomasyon”a geçince artık işler tıkırındaydı. Zaten rakipler de farklı durumda değildi.

21. yüzyıl acayip kavramlar üretiverdi birdenbire: Büyük veri, bulut, nesnelerin interneti, yapay zeka hayata giriverdi. “Aracısızlaştırma” ile müşteri ile aradaki tüm katmanlar yavaş yavaş buharlaşıverdi. Ne medya kaldı ne de dağıtım katmanları… Ne kadar çoka ulaşırsan o kadar çok satarsından ‘‘sadece doğru insana ulaşırsan başarırsın’’a geliniverdi. Plajda kum taneleriyle iş yapmak gerekiyordu. Rekabetin de tanımı değişti. Performans / fiyat üzerinden, tatmin maksimizasyonuna yönelen talep, tüm rekabet anlayışını alt üst etti. Bu durumda dönüşmek kaçınılmazdı. Bugüne kadar her dönem teknoloji ilerledi, biraz donanım azıcık yazılım yatırımı yapılıp, IT yöneticileri memnun edildi. Her departmanın yanına bir de “e-’’li sonra da “dijital”li bir gölge departman yaratıldı. Dijital pazarlama, satış vb. yan odalara yerleşti.

Dijital Dönüşüm bir Orhan Pamuk romanı konusu değildir

Yani işi bildiğimiz gibi yapalım, birkaç tane de “genç” alalım bu dijital furyadan eksik kalmayalım, departmanların dijital bölümlerinde bir şeyler yapsınlar… ‘‘İleride işin nereye gittiğine bakar karar veririz’’ anlayışı hakim. Gerisi de zaten “IT” yöneticilerinin istediği birkaç altyapı yatırımı… Yani “dönüşüm lafları da sinerji, inovasyon gibi moda akımlar da, biz de birazına uyar idare ederiz…” anlayışı çok yüksek sesle söylenmese de uygulamadaydı

Bu durumda: Dijital Dönüşüm bir Orhan Pamuk romanı konusu değildir. Roman “Bir kitap okudum, hayatım değişti” diye başlar. Dijital dönüşüm, biraz teknoloji yatırımı yapılarak, dijital departmanları da devreye sokarak başarılmaz. Bugüne kadar alışılmış tüm süreçleri, karar mekanizmalarını, işleyişi, eldeki her türlü kaynağı yeni baştan ele alma yani masayı devirip yeniden kurmayı gerektirecek kadar köklü bir fark yaratma gayreti gerektir.

Dijital Dönüşüm, IT ve satış departmanlarının sorunu değildir. Dijital dönüşüm şirketin toplam iş yapış biçimi ve kültürünün değişimidir. Dijital dönüşüm aslında departmantal yapının, kurum içi küçük krallıkların, derebeyliklerle yönetimlerin sonudur. Disiplinler arası yeteneklerden ve işlevlerden kişilerin bir arada çalıştığı takımlar oluşturulup “yeni” oluşturulmalıdır.

Statükoya meydan okunup yeni, bilgiye dayalı iş modelleri kurgulanmalıdır. Çalışma ortamları bile yeniden gözden geçirilmeli. Kocaman binalar, soğuk toplantı odaları, yöneticinin apoletlerine göre oda, gerisine kutucuklar olan, insanların rahat hatta ofis dışında veya ekranlar üzerinden birlikte çalışabileceği verimlilik odaklı yapılar…

Bugüne kadar yönetimlerin yoğunlaştığı Talimat-Kontrol-Süpervizyon’a dayalı proses ve araçları anlayışından; sürekli ileri taşınan, hızlanan, verimliliği artıran, bilgi ve veri odaklı, içgörüleri önde tutan yapılara evrilmek gerek.

Yılların tecrübesine, birkaç yeni ekip ve fonksiyon eklemek işi çözmez!

Dijital dönüşümün en büyük gereği hızdır. Teknoloji müşterilerin basit birkaç sosyo-ekonomik segmentle ele alınmasını anlamsızlaştırmış, 80-90 parametre ile şekillendirilen dar profil gruplarının oluşabilmesini sağlamıştır. Bunlar hakkında, sadece satış ya da diğer müşteri temas noktalarında değil, hayatlarının her anındaki algı ve davranışları ile ilgili veri yaratılmakta. Ama bu ilgi, motivasyon, beklenti, algı, değer anlayışları her profilde çok ama çok hızlı değişebilir. Yapı, bu değişimleri öngörüp gereğini neredeyse ihtiyaç oluşmadan yerine getirmiş olmak üzere kurulmalıdır. Sosyal medya ve diğer platformlarda, farklı profillerin ilişki ve haberleşme hızından daha hızlı olmak zorunlu hale geliyor. Bu da ancak bilgiyi ve datayı merkezde tutan, geçmiş davranışlardan ziyade olabilecek davranışlara yönlendirme için kurulmuş mekanizmalarla mümkün olur. Müşterinin ne yapması gerektiğine karar veren yapılardan, müşterinin kararlarının oluşmasından, değişim dalgalanma hızının ötesinde yapılara geçmek gerekir.

‘‘Nereye gittiğini bilmiyorsan, hangi yoldan gittiğinin önemi yoktur.’’

Yakında zamana dayanıklı değil, hıza dayanıklı yapılar ayakta kalacaktır. Dijital dönüşüm iş yapış şekli değişikliği değildir. Neden, nereye doğru, nasıl, ne kadar, kimlerle değişileceğini iyi planlamak gerekir. Bu bütün kurumun baştan aşağı sorumluluğundadır. Kurumla ilişkili herkesin bu dönüşümü sindirmesi ve kendini ona ayarlaması gerekir.

“Tecrübe” yıllarla tarif edilir, ama ‘’deneyim’’ defa ile tanımlanır, neredeyse anlıktır. Aynı anlamda olduğu zannedilen bu iki kavramın arasındaki sarkaç, dönüşümün niteliğinin göstergesi olacaktır.

Benzer işi, benzer kadrolarla, benzer şekilde yaparken birkaç teknik değişiklikle farklı sonuçlar beklemek anlamsız olacaktır. Var olan işi daha iyi yapmak değil, değişen toplam düzende işi yeniden tanımlamak esastır.

Müşteriyi duyup, dinleyip her bir profile, en doğru deneyimi yaratarak ona uygun değer önermesi ve tatmini yaratmak temel hedef olacaktır.

Dijital Dönüşüm’ün, “nereye varmak” istediğimize göre planlanması esastır. Alice’in karşılaştığı Cheshire Cat’in saptaması geçerlidir: ‘‘Nereye gittiğini bilmiyorsan, hangi yoldan gittiğinin önemi yoktur.’’

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here