Oğuz Babüroğlu Yazdı: Dijital Dönüşüm Düşünce Yapısını Nasıl Değiştirdi?

0

Dijitalleşme ile gerçekleşen, teknolojik bir dönüşümün ortasında bulunmaktayız. Dördüncü sanayi devriminin getirdiği bu dijital dönüşüm sadece iş stratejilerinde ve iş hayatında değil, yaşam şeklimizde ve birbirimizle iletişim kurma biçimimizde de büyük değişiklikler yaratmakta. Bu dinamik ortamda kesin olarak söylenebilecek tek şey, önceki sanayi devrimlerinde olduğu gibi bu dijitalleşme olgusunun da hem ekonomide hem de toplumda büyük bir yeniden yapılanmaya neden olacak olmasıdır.

Yazı: Oğuz Babüroğlu

Moda sektörü, dijitalleşmenin hem toplumda hem iş hayatında yarattığı yeniliklerden en çok etkilenen endüstriler arasında yer alıyor. Moda endüstrisindeki yöneticiler, önceki senelerde sektörlerini tanımlarken başta ‘‘tahmin edilemez’’ kelimesini kullanırken, 2018’de ‘‘değişken’’, ‘‘dijital’’ ve ‘‘hızlı’’ kelimelerini tercih ediyorlar. Günümüzde moda sektöründeki iş modelleri, hızlı moda stratejisine sahip küresel perakende zincirleri, özel üretim yapan lüks markalar gibi hitap ettikleri müşteri kitlelerine göre farklılık gösteriyor.

Tüketici ile direkt iletişime geçen ve tüketiciyi yansıtması gereken bir sektör olduğu için moda sektörü dünyada yaşanan değişikliklerden en çok etkilenen sektörlerden biri oluyor haliyle. 2018 yılında yüzde 4 ile yüzde 5 arasında büyüyen moda sektörünün, küresel ekonomideki çalkantılar yüzünden 2019’da yüzde 3.4 ile yüzde 4.5 arasına gerilemesi bekleniyor. Moda sektöründe küresel e-ticaret marketi 2016 yılında 332.1 milyar dolar ile toplam e-ticaret marketinin yüzde 28’ini oluşturmaktaydı. Uzun yıllardır değişimin yarattığı çalkantılar karşısında ayakta kalmaya çalıştıklarını belirten yöneticiler, 2018’de bu tutumu bırakarak her koşula ayak uyduracak stratejiler belirlemeye odaklanmıştı. Ek olarak, tüketicideki değişim moda sektörünün kendini yeniden yapılandırmasını gerekli kılıyor. 2019 için bu sektördeki en büyük zorluklar küresel ekonomiden kaynaklanan dengesizlik, sanal ve çoklu kanalların yarattığı rekabet, tüketici tercihlerindeki hızlı değişim ve son olarak sürdürülebilirlik ve şeffaflık anlamında atılması gereken adımlar olarak görülüyor.

Moda sektöründeki işletmelerin, değişen ekonomiye ve topluma ayak uydurabilmek için üretim, tasarım, pazarlama gibi ticaretin her aşamasında teknolojinin getirdiği faydalardan yararlanmaları gerekiyor. Bu doğrultuda şirket politikalarını, kültürlerini ve stratejilerini değiştiriyorlar.

Kültürel değişimdeki odak insan

Daha önceki sanayi devrimlerinden farklı olarak dördüncü sanayi devrimi önemli bir ironiyi de beraberinde getiriyor: Enformasyon çağı sadece teknolojinin gelişmesiyle ile ilgili değil aynı zamanda insanlarla da ilgilidir. Teknolojik değişim her zamankinden daha hızlı ilerlerken, bu çağda değişimi belirleyen teknoloji değildir; teknolojiye uyum sağlayan artık insan değil, teknoloji insana uyum sağlayandır. Kişiselleştirmenin öne çıktığı bu çağda, teknoloji insanların istek ve ihtiyaçlarına göre özelleştirilir; dijital inovasyonlar bu değişimlerin uygulanabilir olmasını sağlarken, kişiler teknolojik dönüşümün yönünü belirlemektedir. Kısacası, artık teknolojinin getirdiği değişimi beklemiyoruz; teknolojik gelişmelerin yardımıyla dünyayı ihtiyacımıza göre şekillendiriyoruz.

Dijitalleşmenin toplumsal anlamda benimsenmesi, toplumsal yapıya entegre olması ve toplum tarafından yönlendirilmesi, başta müşteriler ve çalışanlar olmak üzere kurumların bütün paydaşlarının beklenti ve ihtiyaçlarında değişiklikler yaratıyor. Bu değişiklikler geniş kitleleri birbirine bağlayan Web 2.0 uygulamaları, sosyal medya ve nesnelerin interneti ile sadece dijital ortamda kalmayarak, fiziksel ortamın yapısını da değiştirmekte. ‘‘Dijital yerli’’ olarak adlandırılan, dijital teknolojilerin gelişimi sırasında doğmuş milenyum kuşağının, toplumsal hayata aktif olarak katılmaya başlaması da bu değişimi hızlandıran ana faktörler arasında gösterilebilir.

Dijital ve fiziksel dünyanın sınırları değişiyor

Dijital çağda, sınırlar, hem bilgi teknolojileri stratejileri ile iş stratejileri arasında, hem dijital kaynaklar ve fiziksel kaynaklar arasında ve hem de işletmeler ile müşterileri, tedarikçileri ve diğer paydaşları arasında gittikçe kayboluyor.

Fiziksel dünyanın dijital ortam ile sınırı, giderek daha fazla insanın ve nesnenin internet aracılığıyla birbirine bağlanmasıyla ortadan kalkıyor. Nesnelerin interneti ve akıllı cihazların hayatımızın bir parçası haline gelmesi, cihazlarla olan etkileşimimizi artırıyor, dünyaya bakış açımızı genişletiyor ve süreçlerimizi otomatikleştiriyor. Bu uygulamalarla birlikte müşteri ile işletme arasındaki sınırlar, ürünlerin müşterilerin gerçek dünyadaki deneyimlerini onlara yarar sağlayacak şekilde geliştirmesiyle, müşterilerin de işletmelere hizmetlerini ve ürünlerini özelleştirmeleri için kullanabilecekleri gerçek zamanlı verileri sağlamasıyla değişiyor. Sınırlar değiştikçe ve ortadan kalktıkça, işletmeler için yeni fırsatlar ve yaptırımlar doğuyor.

Teknoloji artık bir araç olmaktan çıkıp, ortak çalışmaya dayanan iş gücünün bir partneri oluyor

Akıllı telefonlar sayesinde de müşteri deneyimine yönelik, dijital ile fiziksel ortamın sınırlarını değiştiren uygulamalar da yapılabiliyor. Alışveriş sürecinin müşteri için en yorucu ve sıkıcı aşaması olan sıra bekleme, alınan ürünlerin bedelinin mobil teknolojileri sayesinde telefonlar üzerinden ödenmesi ile ortadan kayboluyor. Buna benzer inovasyonları takip edebilen firmalar, müşterilerinin ihtiyaçlarına göre farklı deneyimler yaratacak stratejiler geliştirebiliyorlar. Bu konuda son zamanlarda en çok gündeme gelen örnek Amazon Go olarak verilebilir; Amazon Go ile kasadaki sıra bekleme, ürünlerin tek tek barkodlarının okutulması ve para ödeme aşamaları ortadan kalkıyor, müşterilerin raflardan ürünleri alıp çıkabilecekleri bir mağaza deneyimi ortaya çıkıyor.

Bu açıdan bakınca dijital dönüşümün kalbinin insan-makine iş birliğinde yatıyor. Teknoloji artık bir araç olmaktan çıkıp, ortak çalışmaya dayanan iş gücünün bir partneri oluyor. İşgücüne makinelerin eklenmesiyle, yalnız insanlar veya yalnız makineler tarafından sağlanan sonuçlardan daha iyi sonuçlar elde edilebiliyor.

Dijital dönüşümü ve işgücünün dijitalleşmesini başarıyla benimseyen şirketler, rekabet avantajı sağlayabilirler. Ancak tüm fırsatlar gibi, bu süreç de zorlukları beraberinde getiriyor. Yeni teknolojilerin uygulamaya geçmesi, şirket içinde değişime karşı bir direnç doğurabiliyor ve bu direnç genellikle “makineler işimizi alacak” gibi inançlara dayanıyor. Bu zorluğun üstesinden gelmenin anahtarı, teknolojinin nasıl değer kattığına dair net örnekler vererek çalışanların bu konuda bilgilendirilmesidir.

Modeller değişmeye uygun kurulmalıdır ve organizasyon kültürü yıkımı benimsemelidir

Dijital çağdaki rekabet ve değişim ile başa çıkabilmek için esas alınması gereken şart, sürekli ve hızlı bir şekilde adapte olabilmektir. Kurumlar karar verme mekanizmaları için daha çevik yaklaşımlar oluşturmalı ve açık bilgi akışı kültürünü benimsemelidir. Microsoft tarafından yapılan bir araştırmada, dijitalleşmenin önündeki temel engellerin yavaş karar verme veya aşırı temkinli olma olduğu belirtilmişti. Bu, kuruluşların risk almaya ve inovatif iş modelleri uygulamaya daha yatkın olmaları gerektiğini göstermektedir.

Çevik bir kültüre sahip olabilmek için çalışanların kararlılığı ve bağlılığı çok önemli olmakla beraber, bu bağlılığı sağlayabilmek için yöneticilerin net ve açık bir vizyon belirlemesi gerekmektedir. Değişime karşı direnç, organizasyon içindeki iletişimin daha şeffaf olması ile azaltılabilir. Şeffaflık sadece organizasyon içinde değil, tüketiciler için de önemli olmaya başlamıştır. Oluşturulan stratejilerin, dijital dönüşümün sürekli değişen yapısını yansıtması gerekli. Ek olarak, dijitalleşmenin dönüşüm süreci lineer olmadığı için firmanın hedeflediği noktaları sırası ile yapması gerekmemektedir; mevcut adım gerçekleştirilmeden daha sonrakiler uygulamaya başlanabilmelidir. Bu denli dinamik bir kültürde, gelişimi değerlendirebilmek için geri bildirim önem kazanır. Organizasyonda problem çıkmasına daha yatkın noktalardaki bireyleri, durumları ve etkileşimleri içeren geri bildirim döngüleri oluşturulmalıdır. Yöneticilerin göz ardı etmemesi gereken noktalardan biri de, bireylerin değişime olan yatkınlığıdır. Çalışanlar inovatif veya sabit bir zihniyete sahip olabilirler; her iki tarzdaki bakış açısı da organizasyon için önem teşkil eder. Eğer çalışan düşünce yapısında bir değişiklik sağlanmak isteniyorsa çalışanların organizasyonun kuvvetli, çevik kültüründen ilham alacakları bir ortam oluşturulabilir.

Moda sektörü de dahil olmak üzere işletmeler, sürekli bir değişimin yaşandığını kabul etmiş ve ayakta kalmak için çözümün bu değişimin yarattığı kültürel farklılıkları kendi yapılarına işlemek olduğunu benimsemişlerdir. Bu nedenle hem sanal hem de fiziksel ortamlarda farklı deneyimler ve değerler yaratarak, değişimlere ayak uyduran, insan odaklı bir yaklaşımla kendilerini yapılandırmaya başlamışlardır. Teknolojinin geleceği hala belirsiz olarak değerlendirildiği için, bu süreçte dayanıklı ve çevik iş modelleri her alanda önemli görülmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here