fABIEN BAROn

0

 

Yaratıcılık denince güncel moda dilinde akla gelecek ilk isimlerden biri kuşkusuz Fransız art direktör Fabien Baron’dur. 30’u aşkın süreyi kaplayan kariyerinde, Calvin Klein, Balenciaga, Burberry, Dior, Hugo Boss gibi birçok markanın görsel kimliğini yaratan Baron, aynı zamanda başarısını kazandığı ödüllerle kanıtlamış bir fotoğrafçı ve tasarımcı. Uzun yıllar Harper’s Bazaar’ın kreatif direktörlüğü görevini üstlenerek dergicilik dünyasının en çok konuşulan isimlerden biri haline gelen ünlü direktör, kurduğu kreatif ajansı Baron & Baron ile hala moda sektörünün görsel kodlarını belirlemeye devam etmekte. New York’ta B&B ekibinin bir parçası olarak kendisiyle çalışma fırsatı bulduğum Baron ile bu sayıda moda endüstrisindeki yaratıcı süreçleri, dijital dönüşümü ve kariyerinin dönüm noktalarını konuştuk.

“ŞİMDİLERDE FOTOĞRAFIN YARATILIŞ SÜRECİNDEKİ O MİSTİSİZMİN TAMAMEN ETKİSİZ HALE GETİRİLDİĞİNİ VE KİŞİLERİN KENDİ DÜŞÜNCELERİNİ KREATİF SÜRECE DAYATMAK İSTEDİKLERİNİ HİSSEDİYORUM.”

Mr. Baron, öncelikle sabırsızlıkla beklenen yeni kitabınız için tebrik ediyorum, adeta bir koleksiyon parçası olduğunu söylersek yanılmayız sanıyorum. Kariyerinizin 36 senelik geçmişini 200 sayfaya sığdırmak sizin için de kişisel bir sınav olmuştur diye tahmin ediyorum. Kitabın kurgu ve düzen süreci, özellikle sayfalardaki tüm hatıralara yolculuk yapmak sizin için nasıldı?

Hazırlık aşamasının en komplike yanı tüm işlerin bir araya toplanması, bu geniş bir arşivin organize edilmesi ve daha sonrasında dergi, film, kitap, reklam, mobilya, sanat eseri gibi kategorilere ayırmak idi. İşlerin tümünün hepsi aynı olacak şekilde ve belli bir stilde dijitalize edilmesi ise büyük önem taşıyordu. Kitabın kendini nasıl ifade edeceği konusunda nihai bir karara vardıktan sonra da her kategoriyi özenle inceleyip sayfaya en mükemmel şekilde oturacak imajı bulmaya başladık. Arşivi bir araya getirmek iki yıldan fazla, kitabın tasarımı ise altı ay kadar bir süre aldı.

Fashion System’in bu sayısında, yaratıcılığı kutluyoruz. Tasarım sürecinizde siz ne zaman en özgür olduğunuzu hissettiniz veya hissediyorsunuz?

Yaratıcılık oldukça kırılgan bir süreçtir. Ancak yalnız kaldığınızda ve birlikte çalıştığınız müşteri ve ekiplerin size olan güvenini hissettiğiniz zaman yaratıcılığınız özgürce kendini gösterebiliyor. Çoğu zaman ise fikir fazlalığı yaratıcılığı öldürüyor. Bu durumla özellikle moda fotoğrafçılığında karşılaşıyorum. Şimdilerde fotoğrafın yaratılış sürecindeki o mistisizmin tamamen etkisiz hale getirildiğini ve kişilerin kendi düşüncelerini kreatif sürece dayatmak istediklerini hissediyorum. Bu yüzden de film yapmaktan zevk alıyorum. Film, hala pek çok kişi için gizemini koruyan bir dal. Dolayısıyla bir yönetmen olarak çoğu zaman kendi karar verme yetinizle baş başa kalıyorsunuz. Filmin yapım süreci de bir o kadar katmanlı ve kompleks olduğundan çok az kişi tam olarak bu sürecin nasıl çalıştığını anlayabiliyor. Böylece kendi dünyanızı yaratabiliyorsunuz.

Basılı yayın alanında bu denli saygı duyulan bir deneyimle, dijital dönüşüm hakkında ne düşünüyorsunuz? İçinde yaşadığımız zamana uygun kreatif yaklaşımı, dijital kanallarda nasıl koruyabiliyorsunuz?

Dijitali seviyorum ve bunu kendi fikirlerinizi ifade etmenin başka bir yolu olarak görüyorum. İlk zamanlarda kesinlikle en baştan öğrenmeyi gerektiren yeni bir daldı. Ancak ben hiçbir zaman yeni mecralardan çekinen biri olmadım. Dolayısıyla dijitalleşmeyi de açık görüşlülükle karşıladım. Basılı, film veya dijital fark etmeksizin, en önemli unsurun fikir olduğunu düşünüyorum. Günümüzde fikrin ve konseptin kendisi en önemlisi; dijital mecralar ise kreatiflerin bu fikirleri ifade etmek için kullandıkları kanallardan yalnızca biri.

Harper’s Bazaar’ın üzerinde yalnızca ‘Zarafet Çağına Adım Atın’ yazan Linda Evangelista kapağı, dergicilik ve tasarım dünyasında bir ikon olarak kabul ediliyor. Böylesine bir risk almaya nasıl karar verdiniz; tamamen sezgilerinize mi güvendiniz?

Bu kapak üretildiği zaman için bir gereklilik arz ediyordu. Moda dergilerinin o dönemde yaptıkları ile tamamen çelişki içindeydi; canlandırıcı ve yeniydi. Kapak tasarımında alışıldığı gibi onlarca yazı görmek yerine beyaz fon üzerine yalnızca grafik bir imge yerleştirmek, derginin dikkat çekmesini, yeni bir okuyucu kitlesini yakalamasını sağladı. Böylece modern bir moda dergisinin nasıl görünebileceği konusundaki ilk kodları belirlemiş, kısmen yeni bir tasarım trendi başlatmış oldu.

Bir başka dönüm noktası, 90’lı yıllarda yarattığınız Calvin Klein’in genç, minimalist ve zarif-seksi imajı idi. Mario Sorrenti’nin fotoğrafladığı, koltuk üzerine yalnızca çıplak bir Kate Moss’u gördüğümüz Obsession parfüm reklamı, tüm zamanların en çok konuşulan moda fotoğraflarından biri olarak kabul edilir. Sizce başarılı bir moda fotoğrafını oluşturan kıstas nedir?

Harika bir moda fotoğrafının, bir yandan içinde yaşadığımız zamanın mükemmel bir yansıması olması, diğer yandan yakın geleceğe dair özgün ve kişisel bir öngörü sunması gerekir. Aynı zamanda izleyicinin bildiği her şeyle çelişen, yine de anlayabildiği ve kendine göre yorumlayabildiği bir imgedir.

Çalışmalarınız her detayın titizlikle hesaplandığı ve kusursuz olduğu izlenimini veriyor. Hata yapmak konusundaki düşünceleriniz neler?

Mükemmeliyetin elde edilemez olduğunu bilsem dahi mükemmellik arayışının hayat boyu devam eden bir karar olduğunu düşünüyorum. Ancak güzel olan tam da bu. Mükemmelliğe yalnızca yakınlaşmaya çalışıyorum ve daha iyisini yapmak için daima yarının da olduğunu düşünüyorum.

Tipografinin kariyerinizde özel bir yeri var. Sizi özellikle tipografi dünyasına ve tasarımına çeken ne oldu?

Babam sayesinde öncelikle grafik tasarımı öğrendim. Saflığı ve sadeliğine aşık oldum. Tıpkı küçük bir çocuğun legoyla oynaması gibi tipografi ve yazıyla ile oynamaktan zevk alıyordum. Oluşturduğum grafik tasarımların imajların yanında belirmesi ile fotoğrafçılığa ilgi duymaya, kendi karelerimi çekmeye başladım. Bunun üzerine çalışmalarıma boyut kazandırıp üç boyutlu objeler ürettim. Daha sonrasında ise her şeyin still life kareler ve nesnelerden ibaret olmayabileceğini anlayarak film ile ilgilenmeye başladım. O zamana kadar öğrendiğim becerileri hikayeler oluşturmak için kullanmak benim için bir tür aydınlanmaydı. Film bana daima büyüleyici geliyor çünkü somut değil ve onu fiziksel olarak elinizde tutup üzerine uzunca süre düşünemiyorsunuz. Bir bakıma gerçekten kendisiyle varolan, kendi hikayesini yaratan bir olgu.

Bir yandan kişisel projeleriniz ile ilgilenmeye devam ediyorsunuz. Bireysel çalışmalarınızı işinizden ayırmanın önemli olduğunu düşünüyor musunuz?

Aslına bakacak olursanız hiçbir zaman ikisini birbirinden tamamen ayırmadım. Kitapta da kişisel projelerimin ticari işlerimi nasıl etkilediğini ve tam tersini açıklıkla görebiliyorsunuz. Ve tabii manzara fotoğraflarım, çizimlerim gibi yapmaya devam etmek istediğim, bağ kurduğum çalışmalar var. Yalnızca bana aitler; onlara karışabilecek kimse yok.

Baron & Baron’da çalıştığım süre boyunca, ekibinizle ne denli yakın bir ilişkiniz olduğunu her zaman hayranlıkla seyretmiş ve gözlemlemiştim. Her art direktör ile ayrı çalışma seanslarınız olduğunu, ofis kutlamaları ve etkinliklerine daima katıldığınızı hatırlıyorum. B&B büyüdükçe, estetiğinizin tüm projelere aynı şekilde yansıtılmasını korunmasını nasıl sağlıyorsunuz?

Ekibim için öncelikle saygılı ve destekleyici bir ortam yaratmak benim için çok önemliydi. Benim için ilk sırada yaratıcılık geliyor ve daha önce de söylediğim gibi, bu çok kırılgan bir süreç. Dolayısıyla benimle birlikle çalışan kişilerin iyi hissetmeleri gerekiyor. Şu an ajansta daha önce hiç olmadığımız kadar iyi bir noktada olduğumuzu, ekibimin her şeyi idare edebileceğini düşünüyorum. Ekibimdeki herkes Baron & Baron estetiğini anlıyor ama bir yandan kendi estetiklerini de geliştiri- yorlar. Herkesi destekliyorum çünkü kendi özgün vizyonlarının da işlerimizin bir parçası olmasını istiyorum.

Bugünlerde kitabınızın hayli konuşuluyor olmasının yanı sıra yakın zamanda ne gibi projeler üzerinde çalışıyor olacaksınız?

Baron & Baron’daki günlük rutinimin dışında bir başka kitap projem hazır bile. Bir sonraki kitap çoğunlukla kişisel projelerim ile ilgili olacak. Yakın zamanda tamamen kendi ürettiğim işlere ve mobilya tasarımı üzerine geliştirdiğim sergime odaklanmak için bir stüdyo açtım. Bunun yanında uzun metrajlı bir film üzerinde çalışıyorum.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here