Gülden Yılmaz Koton’da Kadınların Hayatlarına Dokunan Projelerini Anlatıyor

0

Gülden Yılmaz, modada toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda liderlik yapmak için var gücüyle çalışıyor. Koton’da başlattığı ve toplumun her kesimine dalga dalga yayılmasını hayal ettiği projelerle kadınların hayatlarına dokunmayı başarıyor.

Röportaj: Seda Yılmaz

Son yıllarda, modanın birbirinden farklı vücut tiplerine uygun tasarım seçenekleri sunma  konusunda eskiye oranla çok daha iyi olduğunu görüyoruz. Sizce bu gelip geçici bir trend mi? Yoksa markalar artık farklı ihtiyaçlara cevap vermek zorunda olduklarının bilincindeler mi?

Bunun kadının güçlenmesi ve toplumda olduğu gibi kabul edilmesi akımının bir sonucu olduğunu düşünüyorum. Markalar da “Ben seni görüyorum. Senin farklılıklarına saygı duyuyorum demek zorunda kaldılar aslında. Bu durum, markaları değişime götürenin her zaman tüketiciler olduğunun güzel bir kanıtı. Sonuçta markalar, müşterileri var olduğu müddetçe varlar.

Peki değişim talebi hep tüketiciden mi gelir?

Bence öyle. Markalar ancak tüketiciyi takip ederlerse bir yere gelebilirler.

O zaman başta ABD’deki #MeToo hareketi olmak üzere dünyanın dört bir yanında kadın hareketinin yükselmesi, kadınların taleplerinin değişmesine yol açtı. Markalar da bu taleplere kayıtsız kalamadı mı?

Bu yüzyılın, kadın yüzyılı olduğu söyleniyor. Ben buna yürekten inanıyorum. Markalar, kadınlardan yükselen sesi dinlemek zorunda kaldılar. Bir de tabii çok fazla seçenek var. Müşterinin ilgisini çekebilmek ve diğer markaların arasından sıyrılmak için farklı hamleler yapılması bir gereklilik.

Bir başka eğilim de markaların daha şeffaflaşması yönünde. Bununla birlikte daha yavaş üretim modelleri öne çıkıyor. Koton, trendlerin nabzını tutarak ilerlerken, bir de tam bunun zıttı olan yavaşlığı vurgulayan markalar türemeye başladı. Zaman içerisinde bu ikisi arasında nasıl bir denge oluşacak sizce?

İçinde bulunduğumuz hızlı moda sektörü modayı demokratikleştirerek topluma ciddi bir fayda sağladı. Bu sektör, moda olana daha kolay erişebilmek isteyen müşterilerin ihtiyaçları doğrultusunda doğdu. Aslında müşteriyi dinlemek ve anlamak, onun ihtiyaçlarına göre ilerlemek çok önemli bence. Müşteri şeffaflık istiyorsa, markalar şeffaf olmak zorundalar. Her markanın misyonu da aynı olamaz elbette. Biz marka olarak kadın konusuna eğilmeyi seçtik. Bunu biraz da varoluşumuzun anlamını kavramamıza bağlıyorum.

Gülden Yılmaz; Fotoğraf: Mert Terliksiz

Yani yıllar içinde Koton da olgunlaştı mı?

Evet. Marka büyüdükçe etki alanının da büyüdüğünü fark ettik. 30 ülkede 500 küsur mağazamız, 11 bin çalışanımız var. Bu çaptaki bir markanın sadece müşterilerine değil, topluma ve dünyaya katabileceği şeyler olduğuna inanıyorum.

Neden özellikle kadın konusuna eğilmeyi tercih ettiniz?

Türkiyede kadının durumundan çok hoşnutsuzum. Nüfusun yarısı kadın olmasına rağmen kadınların sadece yüzde 33,3’ü çalışıyor. Bizim çalışanlarımızın yüzde 63’ü kadın ve toplumsal cinsiyet eşitliği politikası güdüyoruz.

Bu politika çerçevesinde neler yapıyorsunuz?

Birleşmiş Milletler Kadın birimi tarafından hazırlanan Kadının Güçlenmesi Prensipleri’ni imzalayan öncü şirketlerdeniz. Eşit ve adil kariyer ve ücret politikası yürütüyoruz. Kadın çalışanlarımıza, çocukların karne veya okula başlama dönemlerinde izin veriyoruz. Doğum izninden dönen kadınların kariyerleriyle ilgili problem yaşamamaları için çalışıyoruz.

Bunun yanı sıra,m kadınların cam tavan engeliyle karşılaşmamaları adına doğru performans değerlendirmesi yapılmasını sağlıyoruz. Toplumsal cinsiyet eşitliği politikamızı ve buna bağlı olarak yaptığımız çalışmaları takip eden Sanayi Kalkınma Bankası’nın teşvikiyle yeni bir projeye daha başladık.

15 tane tedarikçimizi seçip, Koton’daki kadın-erkek eşitliği politikamızı bu tedarikçilere adapte ediyoruz. Son olarak, evde oturan ancak ekonomiye herhangi bir katkısı olmayan kadınları hedefleyen ‘‘Evden mağazaya kariyerim Koton’da’ projesini geliştirdik. Kadınlar, isimkotonda.com adresine girip, kendi belirledikleri, esnek çalışma saatlerine göre mağazalarımızda çalışabiliyorlar. İstanbul ve Mersin projenin pilot şehirleri.

Yakın zamanda şirketlerin sadece bilançoları ya da kârlılıklarıyla değerlendirilmeyeceklerine inanıyorum. Kadın politikaları, sürdürülebilirlik, tedarikçi ağının şeffaflığı gibi konular da önem kazanacak.

Modada el emeği ve zanaata verilen değerin arttığı bir dönemdeyiz. Bu bağlamda, Kadının El Emeği koleksiyonunuzdan bahseder misiniz?

Bu projeye kızım Deniz önayak oldu. Deniz, Koç Üniversitesi’nde akademisyen Zeynep Çamlık’ın yanında staj yaparken kapsayıcı iş modelleri diye bir kavramla tanışmış. Bu model, dünyadaki açlığı ve fakirliği devletlerin çözemeyeceğini, bunun ancak özel sektör eliyle ortadan kaldırılabileceğini söylerken, özel sektörün, toplumun üretmeyen kesimlerini üretime dahil edecek projeler geliştirmesi gerektiğini vurguluyor. Biz de bundan yola çıkarak, GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı UNDP ve İsveç Uluslararası Kalkınma Ajansı ile iş birliği yaptık ve Kadının El Emeği projesini hayata geçirdik. Koton ürünleri, Güneydoğu’daki Çok Amaçlı Toplum Merkezleri’nde (ÇATOM) kadınların el emeğiyle üretiliyor. 8 ilde 18 ÇATOM’da 6 bin 500 kadına 2 milyon liranın üzerinde gelir sağladık. Kadınların bir kısmı, 8 Mart’ta İstanbul’a gelerek burada alye çalışmaları yaptı. Ayrıca, kadınlarla mektup arkadaşlığı yapıyoruz. Oradan gelen mektuplarda, kadınların para kazandıklarında nasıl kendilerini, ailelerini ve yakın çevrelerini değiştirdiklerini görüyorum.

Danışmanlık şirketi PwCnin yaptığı bir araştırmaya göre, Fortune’un belirlediği nyanın en büyük 1000 şirketi arasında yer alan perakende şirketlerinde CEO’su kadın olanların oranı yüzde 12,5. Yönetim kurulunda yer alan kadınların oranıysa yüzde 26. Ağırlıklı olarak kadınların tüketici olduğu bir sektörde  cinsiyetler arasındaki bu eşitsizliği nasıl yorum– luyorsunuz?

Her şeyden önce bu durum, şirketlerde bu konuları gözeten İK politikaları uygulanmamasıyla ilgili. Kadınların, erkek egemen şirket kültürlerinin içinde var olmaları hiç kolay değil. Yakın zamanda şirketlerin sadece bilançoları ya da kârlılıklarıyla değerlendirilmeyeceklerine inanıyorum. Kadın politikaları,rdürülebilirlik, tedarikçi ağının şeffaflığı gibi konular da önem kazanacak. Kadın CEO’ların oranı da ancak bu şekilde artmaya başlayabilir.

Aynı araştırma, CEO’su kadın olan şirketlerin, erkek olanlara oranla iki kat daha kârlı olduğunu gösteriyor. Kendi tecrübelerinize de dayanarak karar mekanizmalarında kadınların olmasının nasıl bir etkisi olduğundan bahseder misiniz?

Erkeklerin çalışma biçimi anlık çözümler üretmeye dayalı. Kadınlarsa daha boyutlu ve perspektifli düşünüyorlar. Sanırım en büyük fark bundan kaynaklanıyor. Yılmaz (Yılmaz) ve ben şirketin iki kurucusu olarak bu dengeyi en başından itibaren sağlayabildik.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here