“Hızlı moda” Kendi Karşıtını Yarattı: Yavaş Moda

0

Vehbi Koç anılarında, “Hayatından çok ders aldım” dediği zamanının önde gelen işadamlarından Nafiz Kotan’ı ve gösterişli hayat tarzını anlatırken “Ben 10 liralık gömlek giyerdim; Nafiz Bey, Strongilo adında bir Rum’a 25 liradan 12 gömlek birden ısmarlardı. Ben 55 liraya Itkin’e elbise diktirirdim; Nafiz Bey elbiselerini 80 liraya diktirirdi” diye anlatır. (Vehbi Koç Anlatıyor, Yapı Kredi Yayınları). Hâlâ herkes Hoca’nın kürküne bakıyor. Kıyafet halen bir statü ve zenginlik göstergesi… Ancak artık hemen herkesin o kadar pahalı olmasa da en az Nafiz Bey kadar gömleği var. Yüksek enflasyon ve artan fiyatlardan şikayet edilen bir ortamda bunu hatırlatmak biraz garip olacak ama hazır giyim fiyatları 1990’lardan bu yana, başka her şeyden daha az yükseldi. Hepimizin gardıropları artık çok daha kalabalık ve içinde giyecek bir şey bulamadığımızı iddia ettiğimiz giysi yığınlarına sahibiz.

Sadece Türkiye’de değil dünyada da durum bu… McKinsey & Company’de yayınlanan bir makaleye göre, 1995-2014 yılları arasında Brezilya’da tüketici fiyatları genel olarak yüzde 247 artarken, giyim tarafında aynı artış yüzde 133 olmuş. Almanya’da tüm tüketim ürünlerinin fiyatı aynı tarihler arasında yüzde 33 artmışken, giyimdeki artış sadece yüzde 10. İngiltere ve Amerika’da ise başka her şey artarken, giyim ucuzlamış. İnanması güç gibi görünse de İngiltere’de genel fiyat artışları yüzde 49 olurken giyim yüzde 53 ucuzlamış. 2000’li yılların kült dizisi Sex And The City’de Carrie Bradshaw’un giydiği binlerce dolarlık Oscar de la Renta elbisenin bir benzerini çok daha uygun fiyatlara Zara ve H&M’den almak, hat-ta sokak aralarındaki küçük butikler bulmak mümkün. 2004 yılında H&M,Karl Lagerfeld ile iş birliği yapıp moda dünyasını şaşırttığından bu yana, ünlü tasarımcılar ulaşılabilir moda markalarıyla iş birlikleri yapıyor. Yapmasalar da fark etmiyor… Trendlerin podyumlardan mağazalara ulaşması için gereken süre her geçen gün daha da kısalıyor. Askıdaki bir ürünün orada kalma süresi de artık pek uzun değil. 2000 yılında sadece ikişer koleksiyon çıkaran Avrupalı giyim şirketlerinin tamamı 2011 itibariyle bunu ikiye katlamış ve ortalama beşe çıkarmıştı. Zara yılda 24 yeni koleksiyon yaparken, H&M 12-16 yeni koleksiyon çıkartıyor. Ayrıca her hafta sergileyecek yeni bir şeyleri oluyor mutlaka.

BİR KİŞİNİN 15 YIL ÖNCESİNE ORANLA ALDIĞI KIYAFET SAYISINDA YÜZDE 60 ARTIŞ KAYDEDİLDİ.

Hızlı hızlı, daha da hızlı

Tabii bunun da bir bedeli var. Hız kaza getiriyor. The Guardian, Kasım 2012’de Bangladeş Dakka’da, bir tekstil atölyesinde çıkan yangında 100 kişinin öldüğü haberini verirken daha iki ay önce Pakistan’ın Karaçi şehrindeki benzer bir yangında 280 kişinin öldüğü hatırlatıyordu. Slow Fashion hareketi için bir milat kabul etmek gerekirse bu da 2013’te Bangladeş’te yaşanan trajedi oldu denebilir. Sekiz katlı Rana Plaza’nın çökmesi sonucu tam 1135 kişi öldü. Binadaki beş ayrı fabrikada global markalar için üretim yapılıyordu. Etik üretim uzun zamandır moda endüstrisinin gündeminde. Üretimlerini başta Asya olmak üzere maliyetlerin daha düşük olduğu ülkelere kaydıran global markalar, tedarikçilerinin belli standartları karşılamalarını da şart koşuyor. Çok ama çok ucuz, hem de güzel bir tişörte “hayır” demek zor olsa da kimse bunun ardında çevresel ve insani trajediler yatmasını istemiyor. Moda markaları da “hızlı ya da yavaş fark etmez” tüketicilerine bunun sözünü vermek için üretim süreçlerini gözden geçiriyor.

Hızlı ama etik

Nitekim Zara, Oysho, Massimo Dutti, Bershka gibi birçok hızlı moda markasını barındıran Inditeks web sayfasında su, iklim değişikliği, enerji kaynaklarının kullanımı, bioçeşitlilik gibi başlıklarda ne söz verdiğini, nasıl bir politika izlediğini anlatıyor. H&M Group da “sürdürülebilir moda” başlığı altında ücretler, malzemeler, çalışma koşulları; su, yangın ve bina güvenliği gibi temel başlıklar ve onların da alt başlıklarında neler yaptığını, hedeflerini anlatıyor. Geri dönüştürülmüş kumaş ve pamuk yerine ağaçlardan elde edilen Tencel elyafla yapılan lyocell kumaşların kullanıldığı “Conscious” koleksiyonu var. Zara da benzer bir ürün grubuna sahip. Organik pamuk ve Lyocell kumaş kullanılan ürünleri “Join Life -Hayata Katıl-” etiketiyle sınıflandırıyor. Marka geçen yıl üretiminde yüzde 60 daha fazla organik pamuk kullanmış.

Modanın vicdanı

Hepsi iyi, hepsi güzel… Ancak yeterli değil. Malum dünya nüfusu da tüketimi de hızla artıyor ve kaynaklar hızla tükeniyor. Sağlıklı bir büyümeyi sürdürebilmek için moda endüstrisinin de hem değişime hem de yavaşlamaya ihtiyacı var. Global Fashion Agenda, Boston Con-sulting Group ve Sustainable Apparel Co-alition (Türkçeye ‘‘Sürdürülebilir Giyim Koalisyonu’’ diye çevrilebilir) tarafından yayınlanan The Pulse of the Fashion Industry’nin (Moda Endüstrisinin Nabzı) 2019 raporuna göre, moda endüstrisi sosyal ve çevresel etkileri konusundaki olumlu performansını geçtiğimiz yıl biraz daha artırdı. Ama yavaşlama var… Bir önceki yıl altı puan artan The Pulse Skoru, 2018’den 19’a sadece dört puan artmış. İndeks bu seyri izlemeye devam ederse, endüstrinin büyüme hızı ile ara-sındaki fark giderek büyüyecek.

BİR KİŞİNİN ÖMRÜ BOYUNCA KULLANDIĞI AYAKKABI SAYISI AB ÜLKELERİNDE 350, TÜRKİYE’DE 125

Bu durumda Birleşmiş Milletler’in Sürdürülebilir Gelişme konusundaki hedeflerine de, Paris Anlaşması’nda belirlenen hedeflere de ulaşmak mümkün değil. Ayakkabı ve giyim endüstrisinin global büyüklüğü 2019 itibariyle 1.9 trilyon dolardı. 2030 yılında 3.3 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Yüzde 70 civarında bir büyüme! Aslında bu, tüm sektörleriyle kendisine hep büyümeyi hedefleyen bir ülkede kulağa gayet de hoş geliyor. Ama Greenpeace’in, büyük indirimlerin olduğu Kara Cuma -Black Friday- gününe karşılık ortaya koyduğu Hiçbir Şey Satın Almama Günü gibi hareketler giderek daha fazla destek ve karşılık buluyor. Outdoor giyim markası Patagonia meşhur reklam kampanyasında bir ceket fotoğrafına yer verip, “Bu ceketi satın al-mayın” yazmıştı üzerine. Birleşmiş Milletler, toplam atık suyun yüzde 20’sinin moda endüstrisinden kaynaklandığını ve global sera gazı salınımının da yüzde 8’inden sorumlu olduğunu söylüyor. Birleşmiş Milletler’in çarpıcı bir şekilde ortaya koyduğuna göre moda endüstrisinin her yıl kullandığı 93 milyar metreküp su, 5 milyon insanın hayatını sürdürmesine yeter. Tek bir kot pantolonunun üretilmesi için gerekli su miktarı 7 bin 500 litre. Su kaynakları azaldıkça giderek daha göze batacak bir rakam bu. Denim üreticisi Orta Anadolu’nun kumaş sponsorluğunda, elbise, ceket, çanta gibi ürünler yapan slow fashion markası One Square Meter’in kurucusu Zeynep Özay ise “satın almayın” demiyor ama online mağazalarında satışa sundukları ürünler yıllarca modası geçmeyecek cinsten. Yılda sadece iki koleksiyon yapıyor ve zaten az sayıdaki çok sevilen modellerini, ufak değişiklikler ve farklı kumaşlarla tekrar satışa sunuyorlar. Eşi Çağrı ile birlikte reklam sektöründe çalışırken İstanbul’u terk edip Burhaniye’ye yerleşmişler. “İşler gayet iyi gidiyor. Sipariş yetiştirmek için gece 11’den önce atölyeden çıkamadığımız zamanlar oluyor” diyor Özay. Tüketicilerin çevre konusundaki duyarlılığının giderek arttı-ğını, organik üretimle elde edilen kaliteli kumaşlarla, geleneksel yöntemler kullanılarak yapılan üretimin haliyle çok ucuz olmadığına dikkat çekiyor. Bu “sürdürülebilir moda” akımının en temel sorunlarından biri, tüketiciler (bir araştırmaya göre yüzde 33 oranında) çevreye daha duyarlı ürünlere yöneldiğini söylüyor. Ancak özellikle de milenyum kuşağının bütçesi bunun için daha fazla ödemeye henüz müsait değil.

Önce büyüme

Tek tek markaların (denim ve kumaş üreticileri dahil olmak üzere) sürdürülebilirlik konusunda attığı adımlar bir yana Türkiye’de moda endüstrisinin henüz “yavaşlamak”tan heves ve istekle bahsedebilecek bir noktada olduğu söylenemez. (En azından, Tencel kumaş ile dünyanın en büyük ağaç kaynaklı kumaş üreticisi olan Lenzig gibi, yerli şirketler ortaya çıkmadığı sürece.) Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Başkanı Hadi Karasu, 2018’de hazır giyim iç pazarının yüzde 20 büyü-düğünü ve 165 milyar liraya ulaştığını açıklamıştı. Karasu’nun verdiği bilgiye göre Türkiye dünyanın beşinci büyük hazır giyim tedarikçisi. Ancak toplam pa-zardan 17.7 milyar dolarla ancak yüzde 3,3 pay alıyor. Karasu’ya göre “Türkiye olarak ihracatımızı 10 kat artıracak po-tansiyele sahibiz”. Nitekim yol haritaları-nı bu hedef doğrultusunda hazırlıyorlar. Türkiye Ayakkabı Sanayicileri Der-neği (TASD) Başkanı Süleyman Gürsoy da büyüme potansiyelinden söz ediyor. Yakın zamanda yaptığı bir açıklamada, Türkiye’de kişi başına düşen ayakkabı sayısının üçü geçmediğini vurguluyordu. Söylediğine göre bu rakam Avrupa’da dokuz çifte kadar çıkıyor. AB ülkelerinde bir kişi ömrü boyunca 350, ABD’de 490, Brezilya’da 170, Türkiye’de ise 125 çift ayakkabı eskitiyor. “Yavaşlamak kıymetli, yavaşlamak fark ettiriyor… Yavaşladıkça doğaya, zamana ve şeylere daha çok kıymet veriyor insan. Yavaşlamak hepimize iyi gelecek” diyor One Square Meter’ın kurucusu Zeynep ve Çağrı Özay bloglarında… Türkiye moda endüstrisine iyi gelecek olansa, hızlı büyürken, yaptığı temiz üretimle Pulse Skorunu ondan da hızlı büyütmek olabilir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here