İsmail Kutlu hep yapılamaz denileni yaptı, hep de başarılı oldu. Türk modasına ve tasarımcılara olan inancıyla yarattığı Gizia Gate’le hedef büyütmeye devam ediyor.

Röportaj: Seda Yılmaz

Siz Gizia Gate’i açana kadar perakende markalarının genel olarak Türk tasarımcılara mesafeli durduğunu biliyoruz. Tasarımcıları tek bir platformda toplama fikri doğduğunda başlatacağınız oluşuma inancınız tam mıydı?

Bugüne kadar inanmadığım hiçbir işe girmedim. Bu işe giriştiğimde, iş dünyasındakilerin tamamı “Sakın böyle bir şey yapma,” demişti. Bakın yüzde 99’u değil, tamamı diyorum. Herkes çok büyük zarar edeceğimi düşünüyordu.

Neden böyle bir düşünce hakimdi sizce?

İş adamlarıyla tasarımcıların profilleri birbirlerine çok uygun olmadığı için.

Buna rağmen Gizia Gate’i hayata geçirmeniz risk aldığınız anlamına geliyor.

İş hayatında risk almayı seven bir tipim. Dürüstsen, adaletli paylaşıma inanıyorsan sırtının yere gelmeyeceğini düşünürüm. Çalışma arkadaşlarıma da hep söylediğim bir şey var: Krizler, başarısızlıklar olabilir. Biz elimizden geleni yapalım. Geriye dönüp baktığımızda “Keşke şunu yapsaydık” demeyelim yeter. Her şeyi yaptıktan sonra zarar ettiysek de yapacak bir şey yok.

Varolan tecrübelerinizin Gizia Gate’in şekillenmesinde ne tür bir etkisi oldu?

Tecrübelerime dayanarak satın almacıların Türk tasarımcılarla buluşamadıklarını biliyordum. İhracat yapan bir firma olduğumuz için buraya gelenlerden hep işittiğimiz bir şeydi bu. Ayrıca, işin en zor kısmının yani, dünya markalarının çoğuna üretim yapmanın altından layıkıyla kalkabiliyorduk. Madem öyle, neden tasarımcılarımız öne çıkamıyordu? Sunumdaki eksiklikten ötürü…

Bugün Gizia Gate’in bünyesinde 125 tasarımcı var. Yüzde yüz yerli ve milli bir mağaza Gizia Gate

Tasarımcılar açısından bakacak olursak, aslında onlara platform sağlamaktan çok daha fazlasını veriyorsunuz.

Bugün Gizia Gate’in bünyesinde 125 tasarımcı var. Yüzde yüz yerli ve milli bir mağaza Gizia Gate. Eskiden tasarımcıları kapılarının önünden geçirmeyenler şimdi gidip onlardan ürün istiyorlar. Tasarımcılar için de piyasada olmak demek, piyasanın gerçeklerini görmek demek.

Peki Gizia Gate’te olmak onların tasarım pratiğini nasıl etkiliyor? Satılabilir ürün yapma gibi bir kaygıları oluyor mu?

Tasarımcıların tamamen ticari şeyler üretmelerini isteyemeyiz. Onlara ufak tefek tavsiyelerde bulunabiliriz, yönlendirme yapabiliriz ama asla müdahale etmiyoruz. Eğer bunu yaparsak bütün tasarımlar birbirine benzer.

Bir yandan da tasarımcılara hayal kurduran bir platform oldu bence. Gözlerinin önünde sevdikleri tasarımcıların yaptıklarının geniş kitlelere ulaştığını görüyorlar.

Kesinlikle öyle. Mutlaka bir marka için çalışmak zorunda olmadıklarını görüyorlar. Tasarımcıların hayallerini gerçekleştirebilecekleri bir platform olduğumuz için çok memnunum.

Gizia Gate

Modada yatırımcı ile tasarımcının ilişkisi hassas bir denge gerektiriyor. Siz o dengeyi nasıl sağlıyorsunuz?

Öncelikle hiçbir yatırımcı, bir tasarımcıdan bir sezonda mucize beklememeli. Biraz sabır gerekiyor. Diğer yandan tasarımcı da yatırımcının desteğini aldığında sadece kendi istediklerini yapmamalı. Ticari düşünmesi de gerekli. Netice itibariyle iki tarafın birbirini çok iyi anlaması lazım. Birlikten kuvvet doğar. Bunun için markalar muhakkak tasarımcılarla güç birliği içinde olmalılar. Üretici, tüketici, devlet ve tasarımcı Türk modasına sahip çıkarsa her şey değişir.

Gizia Gate tüketici tarafında nasıl bir değişim yarattı? Türk tasarımcılara karşı bir önyargı var mı halen? Ya da yabancı markaları tercih etme merakı sürüyor mu?

Kimseye gidip yabancı markaları almayın diyemeyiz. Bu haddimize değil. Ancak Türk müşterinin kendi tasarımcısına sahip çıkması gerektiğini düşünüyorum. Gizia Gate kesinlikle buna önayak oldu.

Size Gizia Gate’i bu kadar sevdiren nedir? Büyük bir tutkuyla bahsediyorsunuz ondan.

32 yıldır bu sektördeyim, Gizia Gate’den aldığım zevki hiçbir işten almıyorum. Her şeyden önce tekstile vefa borcumu ödüyormuş gibi hissediyorum. O yüzden kâr amacı gütmediğimizi söylüyorum.

Söylediğiniz gibi oldukça uzun bir süredir tekstil sektöründesiniz. Buna dayanarak Türk modasının dünü ve bugünüyle ilgili neler söylemek istersiniz?

Manifaturacılık bizim aile mesleğimiz. Ailem 1935’te Malatya’da manifaturacılığa başlamış. Biliyorsunuz o zamanlar hazır giyim gelişmediği için metreyle kumaş satılırdı. On dört çocuğun en küçüğü olarak tekstil sektörüne tek giren bendim. 1987’de Beyazıt’ta kendi işimi kurdum. Bir sezonda on tane model yapardık. On beş metrekarelik mağazada, bu modellerin her rengini farklı model gibi sunardık. Öyle zamanlardı ki kumaş, aksesuar ve dikecek insanı bulmak zor. Bence ülkemizde moda 1995’ten, hatta 2000’den sonra başladı. Markalarımızın yurt dışına açılması, tasarımcılarımızın tanınır hale gelmesi, bunların hepsi adım adım gelişti. 2005’te Gizia’yı kurduktan sonra bu gelişmenin çok hızlandığına bizzat şahit oldum.

Aslında bu gelişmede önemli de bir rolünüz var. İstanbul’da moda haftasının başlamasına öncülük ettiniz.

2009’da İTKİB’e moda haftası yapma teklifini sunduğumda herkes buna delilik gözüyle bakmıştı. Bütçe olmadığı için bu işe kalkışılamayacağını düşünüyorlardı. “Parayı nereden bulacaksın? Tasarımcıları nasıl toplayacaksın?” gibi sorular soruluyordu. Hemen marka sahipleriyle bir yemek organize ettik ve açılış defilesini açık artırmaya çıkardık. Koton bu defileyi satın alınca diğer markalar da desteklerini esirgemediler. Böylece tüm defilelerin bütçesi çıkmış oldu.

Son olarak Gizia Gate’in geleceğiyle ilgili planlarınız neler?

Mart ayının sonunda Aqua Florya Alışveriş Merkezi’nde yeni mağazamızı açtık. Sırada Anadolu Yakası var. Orada, Abdi İpekçi’deki mağazamızdan daha büyük bir yer açacağız. 2019 sonunda Gizia Gate’in satış alanını 5000 metrekareye çıkarıyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here