Kreatif Göç: Safa Şahin

0

 

Yaratıcılıkları ve ortaya çıkardıkları işlerle, global düzlemde bilinirliği yüksek markaların radarına giren iki isim: Görsel sanatçı/tasarımcı Yılmaz Şen ve ayakkabı tasarımcısı Safa Şahin. Balenciaga, Nike ve Balmain gibi markalarla yolları kesişip, kariyerlerine ve hayatlarına yurtdışında devam eden bu iki kreatif dehaya mevcut şartlarını ve Türkiye’de üretmek üzerine fikirlerini sorduk. Sırada Safa Şahin…

Seni yurtdışındaki markalarla yaptığın işlerle takip ediyoruz. Öncesinde neler yaptın? Tasarım anlayışını nasıl tanımlarsın?

2006 yılında TASEV’de ayakkabı tasarımı üzerine eğitim aldım. Akabinde katıldığım bir yarışmada kazandığım birincilik ödülüyle, hem yerli firmalarla çalışmaya, hem de freelance koleksiyonlar hazırlamaya başladım. Altı sene sonra kendi markamı kurma yoluna yönelsem de, bunu hem Türkiye’deki şartlar hem de hitap ettiğim kitlenin azlığından dolayı ancak üç sene yürütebildim. Zamanım oldukça, hayal ettiklerimin uçup gitmemesi adına fikirlerimi çizime döktüm, Instagram hesabımda paylaşmaya başladım. Paylaşımlarımdan sonra uluslararası bir çok firmadan teklif aldım, aralarından Nike’ın teklifini kabul ederek Amerika’ya yerleştim. Seneler sonra ikinci kez gelen Balmain teklifi reddedemeyerek rotamı Paris’e çevirdim. Tasarım anlamında Türkiye’de ortaya çıkardığım işler daha çok deneme yanılma ve deneysellik sonucuydu. Bu epey zevkli bir süreç olsa da global pazardaki firmalar buna pek imkan tanımıyor. Bir çok şeyi düşünerek tasarım yapmak zorunda olmak, deneyselliği sınırlandırıyor.

Balmain’in yanı sıra Portland’da Nike ile de çalıştın. Farklı kulvarlardaki markalara tasarım yapmak yaratıcılığına nasıl etki ediyor sence?

Olumlu tarafı, her firmanın birbirinden ayrı DNA’sına ve hikayesine göre tasarım anlayışı geliştiriyor olmak. Mesela Nike ile çalışmadan önce performans benim tasarımlarıma yön veren bir done değildi fakat şimdi çizgilerimi bu etmeni de göz önünde bulundurarak oluşturuyorum. Olumsuz tarafı ise, özgürlüğün sınırlanması. Firmalar sana fiyat, DNA, uygulanabilirlik, diğer koleksiyonlarla uyumluluk ve sürdürülebilirlik gibi çerçeveler sunuyor, ancak bu çerçeveler içinde esneyebiliyorsun.

Peki seni yurtdışında çalışmaya çeken neydi?

Kendimi ifade ettiğim tasarımın heyecanının karşı tarafta aynı hisleri uyandırmaması, hitap ettiğimin kitlenin küçüklüğü ve en önemlisi kendi kabuğumdan çıkıp, yurtdışında bu işlerin tam olarak nasıl bir sistem üzerine kurulduğunu öğrenmek, kendime farklı bakış açıları kazandırmak.

Balmain’de nasıl bir organizasyonun içinde çalışıyorsun?

Tüm dünyaya üretim yapan bir markadan bahsediyoruz, süreçler nasıl ilerliyor? Başında olduğum dört kişilik bir sneaker tasarım ekibimiz var. Tasarımları Paris ofisinde yapıyor, sonrasında pratik olarak istenen ayakkabının birebir doğru üretilmesi için Çin’e gidiyoruz. Çin’de revizyon sürecinin sonunda raflara çıkacak ürüne ulaşınca da seri üretimin startını veriyoruz. Bundan sonra bayrağı reklam, pazarlama gibi diğer departmanlara devrediyoruz.

Türkiye’de de iş tecrübelerin oldu. Yurtdışında çalışmakla Türkiye’de tasarım yapmak arasındaki farklardan bahseder misin?

Yurtdışında her türlü detayı düşünmek zorundasınız, profesyonel bir markada yapılan en küçük hata bile markayı aşağı çekebilir ya da müşteri kaybettirebilir. Zaman çizelgesine birebir uyduğunuz için de geri dönüp, hatayı düzeltme şansınız olmayabilir. Tedarikçi firmaların tasarım sürecini destekliyor oluşu da yurtdışındaki en sevdiğim sistemlerden biri. Öte yandan, daha önce de belirttiğim gibi, Türkiye’de deneysel çalışma şansımın olması da benim için büyük bir avantajdı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here