Macar Bir Girişimin Globalizasyon Hikayesi

0

 

Doğu ve Batı, feminen ve maskülen, kadın ve erkek. Birbirine zıt fikirlerin uzlaştığı yerde duruyor Nanushka. Yeni koleksiyonundaki akışkan silüetleriyle moda dünyasında yaşanan cinsiyetsizlik devrimini bir adım öteye taşıyor, özgürlüğe oynuyor. İlhamını doğup büyüdüğü Budapeşte’den alan kurucu tasarımcı Sandra Sandor, tasarım kodlarıyla olduğu kadar sürdürülebilir kumaşlarıyla da sektörün çehresini değiştiren markasını Fashion System için anlatıyor.

Konforu merkeze alan akışkan silüetler ve sıcak renklerle soğuk sezona pürüzsüz bir geçiş yaptınız. Nanushka 2019-20 Sonbahar/Kış koleksiyonunun temasını nasıl özetlersiniz?

Koleksiyonun teması ‘şehirli göçebe’. Her şey buradan doğdu. Doğa ve şehrin füzyonunu yansıtmak için sıcak renkler, karma desenler ve hareket etme özgürlüğü veren akışkan silüetlerden yardım aldım. Başroldeki sıcak renklere, portakal, patlıcan, zeytin yeşili ve krem tonlarıyla derinlik kattım. Kumaşlara gelince; koleksiyona ikinci ten hissi yaratan yumuşacık örgü tasarımlar hakim. Üst üste giyilebilen yün parçaların yanı sıra vegan deri tasarımlarımız da soğuk havalar için birebir.

Suni kürklü kabanlar, geri dönüştürülmüş ahşapla üretilen küpeler ve vegan deri ceketler… Sürdürülebilirlik, bu koleksiyonunuza yön veren ana fikirlerden biri şüphesiz. Koleksiyonda kullandığınız ham maddeleri nereden tedarik ettiniz?

Mücevherler Sophie Monet ile yaptığımız işbirliğinden çıktı. Monet, tüm tasarımlarında sürdürülebilir ahşap kullanan Los Angeles merkezli genç bir tasarımcı. Onunla çalışmak harika bir deneyimdi. İmza tasarımımız haline gelen vegan deri ceketse Avrupa Birliği Mevzuatı REACH (Registration, Evaluation, Authorisation and Restriction of Chemicals) tarafından sürdürülebilirlik sertifikalı. İtalyan tedarikçilerden temin ettiğimiz bu kumaşla üç yıldır birbirinden güzel vegan tasarımlara imza atıyoruz. Geri dönüştürülmüş kaşmir ve organik koton da koleksiyonda ağırlıklı olarak yer verdiğimiz sürdürülebilir kumaşlardan. Doğaya zarar vermeden üretilen bu seçkimizi ileriki yıllarda daha da genişletmek için çabalıyoruz.

Tasarım yaparken hayalinizde ne tür bir karakter ve yaşam stili canlandırıyorsunuz?

Nanushka kadını eforsuzca şık görünmeyi seven, bohem ruhlu ve özgüvenli biri. Erkeği ise bu kadın için mükemmel bir eş zira onu her anlamda tamamlayabilen bir stile ve düşünce yapısına sahip. İnsanları seven, gezegene ve tüm canlılarına değer veren bu çift için doğayı koruma altına almak, gelecek nesillere güzel bir miras bırakmak açısından çok önemli.

“Koleksiyonuma baktığımda cinsiyetler arasında akışkan bir bağ olduğunu hissediyorum. Modanın cinsiyetsiz bir kulvara yöneldiğini ve gelecekte de bu yolda kararlı bir şekilde ilerlemeye devam edeceğini düşünüyorum.” Bu açıklamanıza değinir misiniz biraz?

Yeni sezonda kadınlar ve erkekler arasındaki ilişkiyi ve bağı ön plana aldık. Amacımız, kadın ve erkeklerin aynı gardıroptan giyinebileceği, birbirleriyle kıyafet alışverişi yapabileceği nitelikte tasarımlara imza atmaktı. Cinsiyetsiz veya uniseks olarak da özetlenebilen bu yaklaşımın modadaki en büyük akımlardan biri olduğunu düşünüyorum. Zira kadın ve erkek modellerin birlikte yürüdüğü karma şovlar, moda haftalarında norm haline geldi bile.

Cinsiyetsizlik dışında bugün modaya yön veren farklı akımlardan da söz edebilir miyiz? Gelecekte neler konuşacağız sizce?

Sürdürülebilirlik bugün en çok konuşulan, modanın geleceğine de yön veren en önemli konu. Çalışma şeklimizden yaşam stilimize, seçtiğimiz tasarımlardan alışveriş alışkanlıklarımıza her şeyi etkileyen bir faktör bu. Tüketici her zamankinden daha eğitimli. Soru soruyor; materyallerin, kumaşların nereden geldiğini, hangi koşullarda nasıl üretildiğini bilmek istiyor. Bugün bütün moda şirketleri üretimden dağıtıma kadar tüm çalışma sistemlerini gözden geçirerek bu değişime adapte olmaya çalışıyor. Çünkü sürdürülebilirlik çok yakında markalar için bir seçim değil, bir zorunluluk haline gelecek.

Hayatta en çok neler ilham verir size? Zengin mimariye sahip bir şehirde doğmuş ve büyümüş bir tasarımcı olarak seyahatlerde, binalara baka baka mı gezersiniz örneğin?

Mimariden çok esinlendiğim doğru. Binaları hayranlıkla incelemek bir yana vintage mağazaları ve marketleri saatlerce gezebilirim. Özellikle vintage mobilya avına çıkmak, bana en çok keyif veren ve hobim diyebileceğim bir aktivite. Ofis ortamında çalışırken yaratıcılığımın kısıtlandığına inanırım. Bu yüzden çoğu zaman işe ara verir, kendimi doğaya atar, uzun yürüyüşlere çıkarım. Bir de bana daima duruşları ve yetenekleriyle ilham veren kadınlar var tabii. Rooney Mara, Cate Blanchett ve Lisa Bonet büyük hayranlık duyduğum oyunculardan.

Macar kökeniniz tasarımlarınızda devreye giriyor mu, merak ediyorum…

Budapeşte’nin tasarımlarımda büyük etkisi var. Doğup büyüdüğüm bu şehir, benim için sonsuz ilham kaynağı. Doğu ile Batı’nın kesişim noktasında olduğundan tarih boyunca birbirinden farklı kültürlerle etkileşime girmiş. Ben de tasarımlarımda kültürel referansları karıştırarak beklenmedik harmoniler yaratmayı çok seviyorum. Sanırım bu, bütünüyle Budapeşte’yi temsil eden bir tasarım unsuru.

Tasarımcılığa başladığınız o ilk günlere dönelim biraz… Nanushka kuruluşundan bu yana organik bir şekilde büyümüş ve uluslararası platformlarda kendine hızla yer edinmiş ayrıksı bir marka. Her şey nasıl başladı?

Markayı 2006 yılında, tam on üç yıl önce kurduğumu düşünürsek, aslında çok da hızlı bir büyüme olmadı bizimkisi. London College of Fashion’da okurken tez projem için kapsamlı bir koleksiyon tasarlamaya karar verdim. Tema olarak Bauhaus akımından ilham aldım. Ve dünyayı etkisi altına alan bu akımın ‘Form fonksiyonu takip eder’ prensibi Nanushka’nın yapı taşlarından biri haline geldi. Sadece güzel olanı değil, aynı zamanda fonksiyonel olabileni tasarlamak benim için çok önemli. Tasarım giyeni kısıtlamamalı, özgürleştirmeli. Zira insanlar rahat olduklarında kendilerini çok daha iyi ve güzel hissediyorlar.

Peki ‘Başardım’ dediğiniz o ilk kırılma noktası neydi? Bugüne kadar sizi en çok gururlandıran başarınız hangisi?

2016’ya kadar çoğunlukla yerel perakendecilerle çalıştık. O günlerde yurt dışında pek tanınmıyorduk. Ancak 2016 yılında nişanlım, CEO olarak ekibimize dahil olduğunda girişimciliğiyle yeni ufuklar açtı bize. Yatırımların üzerimize adeta yağmaya başladığı o günlerde her şey değişti. Sanırım bana ‘başardık’ dedirten o gurur duygusunu ilk defa, tasarımlarımı Gigi Hadid’in üzerinde gördüğümde yaşadım. O günden bugüne birçok gurur kaynağımız oldu. Budapeşte ve New York’ta peş peşe açtığımız yeni mağazalarımız örneğin, beni müthiş heyecanlandırıyor.

Sosyal medyayı global görünürlük için en etkili şekilde kullanan öncülerden birisiniz. Tecrübenizden neler öğrenebiliriz? Tasarımcılar ve girişimciler bu mecraya ne tür değerlerle yaklaşmalı sizce?

Geçmişte moda başkentlerinde yer almayan bir markanın kabuğunu kırması ve yeni pazarlara açılması çok zordu. Dolayısıyla sosyal medya bugün markalar için harika bir araç. Nanushka’ya global görünürlük kazandırmamda da son derece etkili oldu. Ancak gerek sosyal medyanın gerek onu kullanma biçimlerimizin son yıllarda oldukça değiştiğini düşünüyorum. Dolayısıyla bir markaysanız, bu mecraya akıllı ve kapsamlı bir stratejiyle yaklaşmalısınız. İlk etapta markanızın yargı değerlerini belirlemelisiniz. Tabii varlığınız boyunca bu değerlere sadık kalmanız, otantik ve dürüst olmanız da son derece önemli.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here