Metin Gürsoy

0

 

Moda PR’ının dönüşümü ve marka yönetimi Metin Gürsoy’dan dinleyiniz:

“Sosyal medya, markalar tarafından kimi zaman abartılabiliyor. Sosyal medyada olmuş olmak için varolmak da. Medya üzerinden sunduğunuz hizmetin pırıl pırıl olması gerekiyor. Güçlü ve özgün içerikler ise şart. O halde bugün büyük bir araç olan sosyal medya, bir amaç haline gelmemeli.”

2003’te kendi adınızı taşıyan PR ve marketing ajansını kurduğunuz dönemden bu yana dijitalleşme ve sosyal medya ile birlikte pek çok meslek dönüşüme uğradı. Sizin yaptığınız işin içeriği ne ölçüde değişti?

Bir halkla ilişkiler şirketi kurdum çünkü insan ilişkileri en iyi olduğum alanlardan biri. Bu mesleğin temeli de başarılı insan ilişkileri üzerine kurulu. Şirketin ilk yıllarında şansım yaver gitti ve Arzu Kaprol, Hatice Gökçe, Yazbukey ve Deniz Mercan gibi pek çok önemli isimle çalıştım. Kadın ve erkek giyim, iç giyim, aksesuar gibi çeşitli alanlarda üretim yapan moda tasarımcılarına hizmet verdim. Haberlerini yapmak, markalarını tanıtmak ve bu markaların doğru iletişim kurabilmelerini sağlamaktı işimiz aslında. Fakat sosyal medya devrimi ile birlikte Metin Gürsoy ajansını da yeniden yapılandırdık. Daha önce salt halkla ilişkiler ajansı iken bugün 360 derecelik marka yönetimi çözümü sunuyoruz. Bir markayı sıfırdan da yaratabiliyoruz. Amacımız, çalıştığımız markanın doğru konumlandırılmasını, tanımlanmasını ve zevkli olmasını sağlamak. Bu bağlamda logo yaratıyor veya var olanı revize ediyoruz; markanın duruşunu kurguluyor ya da yeniliyoruz; stratejisini oluşturuyoruz; satış noktalarını belirliyor ve bu noktaların tasarımına dek karar aşamasında aktif rol oynuyoruz.

 

“GELENEKSEL PR BİTMEDİ VE BİTMEYECEK. YETER Kİ GERİ SARIP MARKANIN KONUMUNU, PROFİLİNİ VE İÇERİĞİNİ İNCELEYİN.”

 

Yine ajansın ilk yıllarına dönelim, PR alanında nasıl bir atmosfer hakimdi?

O dönem İTKİB’in yerel moda tasarımcılarını ve markalarını yaratma ve dünya çapında tanınır hale getirme gibi büyük bir girişimi vardı. Son derece iyi niyetli ve başarılı bir vizyondu bu. Hüseyin Çağlayan, Dice Kayek ve Atıl Kutoğlu’nun global ölçekte bilinmesi amaçlanıyordu. Ben de bu girişimle birlikte kendimi moda dünyasının içine attım. Ve o noktada, moda alanında halkla ilişkilerin eksik yanlarını fark ettim. Türkiye’de spesifik olarak moda PR’ı henüz bilinmiyordu. Daha doğrusu Avrupa ya da Amerika’da olduğu gibi ele alınmıyordu. Gazeteci ilişkilerine indirgenmiş ve haber çıkarmak ile başarılı iletişim kurulabileceği savı üzerine inşa edilmiş bir meslek idi. Kaç sayfa haberiniz çıktıysa, o kadar başarılıydınız kısacası. Senelerce bu tutum devam etti.

O dönemde PR alanında nasıl bir açığı kapatmayı hedeflediniz?

İşin bu kadar basite indirgenmemesi gerektiğini ve piyasada verilen hizme- tin yanlış algılandığını fark ettim. Bir müşterinin halkla ilişkilerini yapma- dan önce markanın profilini, başka bir deyişle konumlandırılmasını, ürününü kime sunduğunu ve ürünün kimlere sa- tıldığını inceliyoruz. Bu aşamada eksik- likler varsa marka sahipleri ile bir araya gelerek yeniden yapılandırma çabala- rına giriyoruz. İşin içine piyasa araş- tırması, profil tanımlama da giriyor. İstenilen doğru profil tanımlanınca, ile- tişim planlarını ona göre düzenliyoruz. İşte o dönemde ne Türk yatırımcılar ne de marka sahipleri arasında böyle bir vizyon yoktu. Tamamen heves üzeri- ne kurulu işler yapılmaktaydı ve hem yatırımcılar hem de marka sahipleri zorlanıyordu.

Son yıllarda matbu yayın ilanları ve iletişim stratejileri ağırlıklı olarak dijitale kaymış durumda. Siz medya iletişim planlarını yaparken araçlarınızı nasıl saptıyorsunuz?

Evet, görselin ön planda olduğu bir dünyada yaşıyoruz ve günümüzde beklentiler oldukça yüksek. Cazip, ilgi çekecek yeni içerikler üretmek gerekiyor. Yani kendimizi sürekli yenilemeli, tazelemeliyiz. Öte yandan güçlü bir markanızın ve dolayısıyla hikayenizin olması gerekiyor. İyi bir planlama ile hem prestijli dergilerde hem de sosyal medya araçlarında içeriğinizi göstermek zorundasınız. Ancak bu konuda kesinlikle bir denge olmalı. Biz bu dengeyi birlikte çalıştığımız markalara da aşılıyoruz. Medya planlamada hedef kitle oldukça kritik bir unsur. Hedeflenen kitleye uygun bir dergi ya da gazete olduğu takdirde yazılı basından vazgeçilmiyor. Ama genel anlamda strateji, ne tamamen yazılı basına ne de tamamen dijitale dayanmalı.

Influencer marketing PR aktivitelerinde bir gereklilik mi sizce?

Günümüzde influencer kavramı ya çok abartılıyor ya da çok küçümsenebiliyor. Bunun yanında sosyal medyanın tutarlı bir şekilde kullanılması gerekiyor. İşbirliği yapılacak influencer’ların markanın genlerine uygun olması şart. Katacağı değerler üst üste konulduğunda ortaya çıkan uyumun sorgulanması da. Tüm bunlar sağlandığında, influencer marketing’e başvurmak güçlü bir strateji haline gelebiliyor. Bu araçla kitlenizi genişletebiliyor ve hikayenizi tanıtabiliyorsunuz. Mesela 500 binin üzerinde takipçi sayısına sahip bir influencer ile markanızı duyurabilirsiniz. Sonrasında 500 binden az takipçili biriyle mesajınızı daraltıp hikayenizi anlatabilirsiniz. Daha da sonra 100 bin takipçili influencer üzerinden hikayenizi daha da derinlemesine aktarıp kitleler oluşturabilirsiniz. Son olarak nano influencer ile anlaşma imzalayıp belki özel bir işbirliğine gidebilirsiniz. Bugün bunu hala yapamayanlar da var, başarılı olarak sürdürenler de. Bu bir zorunluluk değil elbette. Kimi marka da kendi ayakları üzerinde, kendi tasarım ve stratejisi ile büyümeyi tercih ediyor.

 

Sosyal medya üzerinden müşteriyle doğrudan iletişim modelinin yükselmesi ile geleneksel PR metotlarına eskisine göre daha mı az ihtiyaç duyuluyor sizce?

Geleneksel PR bitmedi ve bitmeyecek. Yeter ki geri sarıp markanın konumunu, profilini ve içeriğini inceleyin. Bunları yapıyorsanız, güzel bir ürününüz varsa, mesajlarınız samimi ise geleneksel PR işin hala bir parçası. Burada önemli olan medyanın stratejik konumu ve markanın dijital dünya ile birleşimi.

 

“MEDYA PLANLAMADA HEDEF KİTLE KRİTİK. O KİTLEYE UYGUN YAYIN OLDUĞU TAKDİRDE YAZILI BASINDAN VAZGEÇİLMİYOR.”

 

Orta Doğu, Türk moda endüstrisi için çok önemli bir pazar haline geldi. Bu pazar sizin müşterileriniz için de bir odak noktası durumunda mı? Bu bağlamda o coğrafyaya özgü farklı iş modelleri mi geliştiriyorsunuz?

Evet, Orta Doğu pazarını hedefleyen müşterilerimiz var. Bu konuda Orta Doğu’da tek başına verim elde edilebileceğine inanmıyorum. Güvenilebilir bir iş partnerinizin olması şart. Orta Doğu koşulları, insan ilişkileri, diplomatik ve ticari stratejiler oldukça farklı. Sadece Orta Doğu olarak da bakmamak gerekiyor. Körfez ülkelerinde ve Birleşik Arap ülkelerinde de şartlar değişkenlik gösteriyor. Orta Doğu özelinde sosyal medyanın son derece kritik bir konu olduğunu söyleyebilirim. Dijital mecralarda iletişim kurmayan/kuramayan markalar ayakta kalamıyor. Genel anlamda agresif bir kendini gösterme çabası var. Bu şartlar altında çalışabilmek adına lokal ajanslara ihtiyaç duyuyoruz.

Bir markayla çalışma fikrine sıcak bakmanızı sağlayan kıstaslar neler?

“Marka doğru yerde mi? Doğru kişiyi hedefliyor mu? Rengi doğru mu? Satış noktası uygun mu? Sosyal medyada güçlü bir kimliği var mı? Pazarladığı ürün ile konuştuğu dil tutarlı mı?” gibi sorular eşliğinde incelemeler yapıp çeşitli aşamalardan geçiriyoruz çalışmak istediğimiz markaları. Zaman içinde ‘Metin Gürsoy Brand Management’ ajansını duyan potansiyel marka sayısı da hızla arttı. Onlar da bize geliyorlar. Bize güvenecek ve en önemlisi sabırlı olacak marka sahipleri ile çalışıyoruz artık. Apple dahil bir çok aşk markası- nın danışmanı Harmurt Esslinger’in çok güzel bir sözü var; başarılı marka- lar için %1 fikir, %9 şans ve %90 sabır gerekir diyor.

Ve bu sırada Vakko ESMOD’un Moda Marka Yönetim programında eğitim vermeye devam ediyorsunuz.

Dünyanın ilk moda okulu olan ESMOD çok saygın, Vakko da oldukça ciddi bir kurum ve ortaklıkla kusursuz bir eğitim platformu ortaya çıkmış. Bu kurumun bir parçası olmak çok güzel. Eğitimlere büyük talep duyuluyor çünkü herkes katma değeri yüksek marka nasıl yaratılır merak ediyor. Öğrencilerin profiline bakarsak, marka sahibi gençler, yeni marka kurmak isteyenler, Instagram’da hobi olarak marka çıkaranlar, butik sahipleri, borsacılıktan sıkılıp marka yaratmak isteyenler ama en çok aile şirketi olarak markalarını daha cazip hale getirmek isteyen şirketlerin genç jenarasyon temsilcileri geliyor.

Türk tekstil ve moda sektörünün geleceği ile ilgili neler gözlemliyorsunuz?

Geleceğe dair güzel şeyler gözlemliyorum. Türk tekstil üreticilerinin de yüksek kalitede üretim yaptığını bilmeliyiz. Aranılan bir marka ülkesi olma yolunda ilerliyoruz ancak henüz o noktaya ulaşamadık. Bunun başlıca nedeni sabır. Dünya çapında bir markanın yaratılması için seneler gerekebiliyor. Bu ince ve uzun bir süreç. Maalesef yatırım yapılırken süreç göz önüne alınmıyor, vizyoner olunamıyor ve sabredilmiyor.

Son olarak PR ve pazarlamada hala yaratıcı işlere imza atmak mümkün mü? Siz yaratıcılığınızı nasıl açığa çıkarttığınızı düşünüyorsunuz?

Elbette mümkün. Yaratıcılığın yapı taşının samimiyet olduğu inancındayım. Temeli ise sağ duyulu ve zevkli işlerden geçiyor. Bu şekilde herkesin kalbini kazanabilirsiniz.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here