Mimarinin Değişen Bakış Açısı

0

 

“Sürdürülebilir tasarım yüksek teknoloji içermek zorunda değildir” iddiasıyla yola çıkan bir ekip, UCLA’in Margo Leavin Graduate Sanat Stüdyosu’nu inşa ederek bu sözlerini ispatlıyor. Galeri ve müzelerin içlerindeki hassas sanat eserlerini muhafaza etmek için yüksek teknolojilerden faydalanmaları yıllardan bu yana oldukça olağan, ancak sürdürülebilir teknoloji anlayışı denkleme girdiğinde işler biraz değişiyor. Margo Leavin, sanat, mimarlık ve tasarım öğrencilerinin faydalandıkları çok amaçlı bir stüdyo ve sürdürülebilirliğe olan özgün yaklaşımı, kullanılan materyallerde yatıyor. Küçük bir malzeme değişimi sayesinde bina hibrit yöntemlerle havalandırılıyor, içeride ve dışarıda yer alan ağaçlandırmalarla karbon emisyonunu sıfıra indiriyor. Ağaçlardan söz açılmışken, ‘‘yeşil tasarım’’ kavramının da altını çizmek gerekiyor. Günümüzde binalar harcadıkları enerjiden daha fazlasını üretmek ya da yağmur suyundan içme suyu elde etmek gibi prensiplere uygun planlanıyor.

Massachusetts’te yer alan R.W. Kern Center, ‘‘yaşayan bina’’ olarak adlandırılıyor. Fotovoltaik panelleriyle yıllık enerji harcamasının çok daha üstünde bir enerji üretimi gerçekleştiriyor, tuvaletlerinde arıtılmış doğal suyu kullanıyor. Ayrıca mimarisinde kullanılan taş ve türevi doğal malzemeler, hava kalitesini artırıyor.

Yeşil tasarımı kelimenin tam anlamıyla uygulayan örnekler de mevcut. Hollanda’daki Green Villa’nın tüm cepheleri yeşil bitkiler ve ağaçlarla kaplı. Projenin sahibi MVRDV’nin kurucularından Winy Maas, bu tasarımla karbon emisyonunu azaltmayı ve biyolojik çeşitliliği zenginleştirmeyi amaçladıklarını söylüyor. Green Villa’yı kaplayan bitkiler, üç boyutlu bir arboretum olarak anılıyor ve yıl boyunca muhafaza edilen yağmur suyu, bitkilerin bakımında kullanılıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here