one square meter

0

 

Sürdürülebilirlik kavramı moda endüstrisindeki yerini sağlamlaştırmaya başlamışken alternatif üretim modellerinin mümkün olduğunu gösteren markalarla da yollarımız daha sık kesişmeye başlıyor. Kullanılmış yelken bezlerinden ortaya çıkan tasarımlardan, bitkisel özlerden elde edilen boyalara; üretim sürecinde sürdürülebilirliği ilke edinmiş beş yerel markayı mercek altına alıyoruz. Son olarak one square meter…

one square meter nasıl ortaya çıktı?

İstanbul’da çatı katında ufak bir evimiz ve evimizin ortasında büyükçe bir masa vardı. Her gün ajans dönüşü kendimizi çok da iyi hissetmediğimizden, bu şekilde çalışmanın bizi ne kadar yıprattığından bahsediyorduk bu masaya karşılıklı oturup. Hayatımızı güzel ve gerçek bir şeyler yaparak yaşamak ve geçirmek istiyorduk. Biraz düşündük, kağıtlara karaladık, internetten araştırma yaptık ve yine o masaya karşılıklı oturup üretmeye başladık. Denedik, yanıldık; bir metrekarelik yerde ağaç baskı yaptık, dikiş diktik… ürettikçe şekillendik ve yolumuzu bulduk. İsim de kendiliğinden geldi; sürecin oluşumuna ve gelişimine zemin olan o bir metrekarelik yaşam alanı, kendi adını koydu. Bir metrekare fikri bizim için hala anlamını koruyor; Kendi sınırlarını çizmiş bir yaratım ve üretim alanı.

“Yavaşlamak’’, one square meter’ın öne çıkan ilkelerinden biri. Bu ilkeyi benimseme nedenlerinizi anlatabilir misiniz?

Birçok şey değerini ve kıymetini yitirdi zaman içinde. Çünkü çoğu şey değer ve kıymet verilmeden üretildi, sırf tüketilsin ve kısa süre içinde yerine yenisi konulsun diye. Biz insanların hayatlarında yer edecek, onların kapı girişlerinde hemen evden çıkarken yanlarına alacakları, hissini çok sevdikleri için üzerlerinden çıkarmak istemeyecekleri, kendi hikayelerine dahil edip birlikte yaşayacakları kıyafetler ve çantalar yapmak istiyoruz. Bunun yolu da yavaşlamaktan; sakin yaşamaktan, incelikle düşünerek tasarlamaktan, özenle üretmekten ve tüm bu sürece değer vermekten geçiyor. Bu yüzden yavaşlamanın esasında hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

 

Tasarımlarınızı hazırlarken en çok nelere dikkat ediyorsunuz?

Günlük hayatın içinde yer bulmaları çok önemli. Giyen kişinin programında o gün ne var(dır); sabah kalkacak ve işe gidecek, örneğin. Belki o gün bir toplantısı var ve iş çıkışı arkadaşlarıyla buluşacak. Veya tüm gün kampüste tez öğrencilerini dinleyecek, ardından çıkıp bir şeyler içecek. Hafta sonu sergiye gidecek veya tüm gününü evde geçirecek. Yazın uzun tatilini bayramı birleştirip yapacak; ama hafta sonları da yakın bir yerlere kaçacak. Sonra konuşarak ve çizerek, üzerinden geçerek ve yeniden oluşturarak formu kurguluyoruz.

Markanın üretim sürecinden de bahseder misiniz?

Formları oluşturduktan sonra onların kalıplarını çıkarıyoruz. Demo dikimini yapıp üzerinde yeniden çalışıyoruz. Birkaç yapbozdan sonraki bu konuda uğurlu sayımız ‘‘üç’’ final kalıbı, model için belirlediğimiz kumaşla dikiyoruz. Kalıplarımızı aileler üzerinden şekillendiriyoruz; böylece kendi içlerinde bir bütünlükleri oluyor ve ‘‘o kadın’’ ile çok daha iyi anlaşıyorlar.

Genelde siz soruyorsunuz müşterilerinize “Güzel yaşamak için nasıl bir yoldan geçiyorsunuz?” diye, bu sefer de biz soralım…

Sabah gün doğumunu biraz geçe uyanıp bir kahve içiyoruz. Paketleri de yanımıza alıp evden çıkıyor ve önce postaneye, sonra fırına uğrayıp atölyeye geçiyoruz. Atölyemiz bahçe içinde tek katlı bir ev. Ev şeklinde olması bize yerleşmek ve odaları işlere bölmek açısından büyük konfor sağladı. Perdeleri açıp bahçedeki otların ne kadar büyüdüklerinden, yine de böyle çok güzel göründüklerinden bahsedip bir çay koyuyoruz. Kahvaltıdan sonra günlük iş listesine bakıyoruz; sipariş var mı, yeni model tasarlanacak mı, ağaç baskı yapılacak mı, fotoğraf çekilecek mi… Ve o iş listesine göre günümüzü planlayıp ona göre de bir müzik açıyoruz fonda çalması için. Çünkü her iş farklı bir tempo gerektiriyor. Sakin bir çalışma şeklimiz var. Seneler içinde oturttuğumuz çark içinde, tekrar acıkana kadar çalışıyoruz. Arada kafamızı masadan kaldırıp dışarı bakmak, çatı komşumuz baykuş nerede diye bakınmak iyi hissettiriyor. Bir öğlen yemeğinin ardından yeniden çalışmaya dönüyoruz. Liste tamamlanana kadar biraz kahve, çok çay, akşama doğru da bir kadeh bir şey içiyoruz. Atölyeyi kapatmak için saate değil, birbirimize bakıyoruz. Her şey yolundaysa ışıkları söndürüp eve dönüyoruz.

Bizim bir aksilik veya yolculuk olmadığı sürece günlük rutinimiz bu şekilde. Bu rutini ve bu şekilde yaşamayı biz seçtik; çünkü güzel yaşamanın üretmekten geçtiğine inanıyoruz. Önceki yaşam deneyimlerimizde edindiğimiz birikim, bizi kendi dinamiğini oluşturan ve kendi dengesini kuran bir sürece yöneltti. one square meter, yapmak istediklerimizden ve en çok da yapmak istemediklerimizden doğdu. Yazdığımız, çizdiğimiz, formlar oluşturduğumuz, fotoğrafladığımız, dinlendiğimiz, beslendiğimiz ve yorulsak da iyi hissettiğimiz, kendimize has tavrımızla izlediğimiz bir yol bu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here