Özgür Masur: Türk Moda Tasarımcılarına Sahip Çıkmalı

0

Özgür Masur, Türk modasını güçlendirmek için herkesi seferber olmaya çağırırken, modanın her dalının, tıpkı Rönesans’ın desteklendiği gibi desteklenmesi gerektiğini vurguluyor.

Röportaj: Seda Yılmaz

Hem ülkemizde hem de dünyada siyasi ve ekonomik dinamikler çok değişken. Bu durum seni nasıl etkiliyor?

Her şeyden önce bir markayı yönettiğim için her türlü ekonomik gelişme beni ilgilendiriyor. Koleksiyon oluşturma aşamasında maliyetlerin artmasının, üretimimi etkilememesi mümkün değil.

Tasarım yaparken sık sık değişen gündemden uzaklaşarak, kendini soyutlayarak mı çalışıyorsun?

Etrafımda olan biten her şeye beslenme kaynaklarım gözüyle bakıyorum. Bence “aymak” kelimesi çok önemli. Ayık olmak lazım. Nedir ayıklık? Aklı başında olmak. Her konu hakkında az çok bilgi sahibi olmak bir insanı çağdaşlaştıran, ayık tutan bir şey. Politik olayları doğrudan doğruya irdelemiyorum ama bunlar bilinç altımda bir şeyleri tetikliyor ve yaratım sürecimi etkiliyor olabilir.

İlk koleksiyonunu 2008’de Galatamoda’da sunmuştun. O günden bugüne hem Türk modası hem de markan adına alınan yolu değerlendirir misin?

Galatamoda’da kurdele kesildiği andan itibaren insanların ürünlerimizi kapış kapış aldıklarını çok net hatırlıyorum. Bu süre zarfında Türk insanının tasarımcılara bakış açısı çok değişti. Bir kere daha fazla tasarımcı ulaşılır hale geldi. Kendi adıma, markamı kurarken hedeflerimi çok iyi belirledim ve bunları gerçekleştirmek için çok çalıştım; halen de çalışıyorum. Genel olarak Türk modasında 11 sene önceki heyecan ile şimdiki bir değil. Heyecanın daha düşük olduğunu gözlemliyorum.

Bunun nedeni ne sence?

Aslında daha ileride olabilirdik ama bu sadece Türk tasarımcılar ve onlara destek veren kurumlarla olabilecek bir şey değil. Halkımızın Türk modasına inanması lazım. Perakendeciler ve satınalmacılar, Türk moda tasarımcılarının arkasında durmalı. Şu anda bu desteği bir tek Gizia Gate veriyor. Yavaş yavaş Boyner ve Beymen’in de ilgisi artıyor.

Özgür Masur

Çok fazla seçenek olmasının tasarımcılar cephesinde ne tür etkileri var? Moda dünyasına kendini kabul ettirmek eskiye nazaran zorlaşmış olabilir mi?

Ben ilk başladığımda şartlar çok zordu ama moda dünyasında kendimi kabul ettirmem kolay oldu. İlk zamanlar tasarladıklarımı “couture” diye nitelendiriyordum; şimdi onların hazır giyim olduklarını görüyorum. Artık her şeyin elde dikildiği gerçek anlamda couture’ü hayata geçiriyoruz. Tasarımcılara gelecek olursak, bugün dantelli elbise tasarlayan milyonlarca isim var. Soru şu: Nasıl kendini ayrıştırıp öne çıkacaksın? Kendi markalarından ziyade moda markalarında çalışarak işleyişi öğrenmeleri gerektiğini düşünüyorum. Endüstri, veriyi en hızlı alabilecekleri yerdir. İnsana pratik düşünmeyi ve karar vermeyi öğretir. Çünkü Çok hızlı olmak zorundasın.

Perakende markalarının tasarımcıların görünürlüğünü artırmaları ve onlara satış kanalları açmaları, tasarımcılara ekonomik kazanımın yanında tasarım pratiği açısından da fayda sağlıyor olmalı.

Evet, artık tasarımcılar da işin bir matematiği olduğunu öğrendi. Birbirlerini takip ederek, hırslanarak işlerinin sürekliliğini sağlamaya çalışıyorlar. Diğer yandan endüstriyel markaların kendilerini çok geliştirdiklerini düşünmüyorum. Gerçek anlamda markalaşmış olanların sayısı iki veya üçü geçmez.

Tekstilde bu kadar ileride olmamıza rağmen markalaşma konusunda aynı derecede gelişememiş olmamız benim de hep kafama takılıyor. Sen bunu neye bağlıyorsun?

Bu sadece markaların çabalarıyla olabilecek bir şey değil. Bunun bir devlet politikası haline gelmesi gerekiyor. Modanın her dalı, tıpkı Rönesans’ın desteklendiği gibi desteklenmeli. Mesela moda okulları açılıyor ve buralarda birtakım eğitimler veriliyor ama ben bunların yeterli olduğunu düşünmüyorum. Kolaj çalışmaları yaparak moda tasarımcısı olunabileceği zannediliyor. Oysa önce kavramsal dilin ve temel sanatın öğrenilmesi bir zorunluluk.

Gelişmeye dair bir umut taşıyor musun?

Taşımaz olur muyum? Tabii hiçbir şey, tek başına güzel elbiseler yapmakla olmuyor. Herkes mutlaka ama mutlaka bir şeylerin ucundan tutmalı. Köşe yazarından moda editörüne, tüketicisinden tasarımcısına herkese sorumluluk düşüyor. Ancak o zaman bir sinerji yakalanabilir. Büyük holdingler, Türk moda tasarımcılarına sahip çıkmalı; markalarının bir kısmını satın alıp güçlenmelerine yardımcı olmalı. Cemiyetten kadınlar Türk tasarımlarını giyip, Instagram’da yabancı markaların yerine onları etiketlemeli.

İstanbul Moda Haftası’na da değinmek istiyorum. Neredeydik, nereye geldik?

İstanbul Moda Haftası, dünyadaki belli başlı moda haftalarının arasına girme çabası içinde olmamalı. Çok yol aldık ama daha da almaya ihtiyacımız var. Ortadoğu’nun merkezi olmayı hedeflemeliyiz.

Bu güzel bir hedef ancak tasarımcılarımız Ortadoğu’yla ya da yaşadığımız topraklarla ne kadar ilgililer? Çok zengin bir kültürümüz olmasına rağmen bu kültürden yeteri kadar done çekip çıkarılmıyor gibi geliyor bana. Sen ne düşünüyorsun?

Türk tasarımcılar halen formlarını ve müşteri kitlelerini belirleme süreci içindeler. Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik. Bir aşamadan sonra iğne oyası gibi geleneksel motiflere ilgi artacak mutlaka. Geçtiğimiz yılki Koza Gen. Moda Tasarımcıları Yarışması’na katılan tasarımcılar arasında Anadolu kültüründen referanslar görmek beni çok mutlu etti.

“Modanın her dalı, tıpkı Rönesans’ın desteklendiği gibi desteklenmeli.”

Business of Fashion, danışmanlık şirketi McKinsey’le birlikte 2019’da modanın durumuyla ilgili öngürülerin yer aldığı kapsamlı bir rapor hazırladı. Raporda, 2019’un modanın bilinçlenme yılı olacağı belirtildi. Yeni paradigmada bazı eski kuralların işlemediğini görerek bunu kabullenen markaların başarılı olacağının altı çizildi. Sence modada hangi kuralların miadı doldu?

Bir kere tüketici artık doydu. Askısına asacak, dolabına koyacak o kadar çok ürünü var ki. O yüzden ne almak istediğini iyi bilerek hareket ediyor. Öylesine üretilmiş üründense, üzerinde düşünülmüş, hikayesi olan tasarımlara yöneliyor. Bu da çok adetli koleksiyon devrinin yavaş yavaş bitmeye başladığı anlamına geliyor. Her aya denk gelecek şekilde yeni bir şeylerin üretilmesi, hem üreteni hem de giyeni yordu. Daha geleneksel bir yapıya dönüş olacağını düşünüyorum.

Dünyanın en ünlü trend analistlerinden Li Edelkoort, kadınların daha güçlendiği bir döneme girdiğimiz için modanın mitolojiden beslenmeye başlayacağını, Antigone gibi güçlü ve başkaldıran mitolojik kadın figürlerin ilham kaynağı olacağını dile getiriyor. Bu bağlamda, modanın öne çıkardığı vücut tiplerinde de idealden uzaklaşma ve geleneksele yaklaşma olabilir mi?

Farkındaysan kadınlar artık savaşa geçti. Ben de tavrı olan özgür kadınları seviyorum. Cesur ve özgür kadınlar benim daha çok hayallerimi süslüyor. Düşünsene, Diana Ross ve Cher ilk koleksiyonumdan beri ilham panomdalar. Her koleksiyonda farklı bir rol oynasalar da hep varlar. Vücut tiplerine gelince, onlarda da gelenekselin gitgide daha çok önem kazandığını görüyoruz zaten.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here