Sokak Modası ve Şık Giyim Dost mu, Düşman mı?

0

 

Birbirlerine karşıtlarmış gibi görünen modanın bu iki uç noktası arasındaki ilişki yıllar içinde nasıl evrildi?

80’li yıllarda Shawn Stüssy, sörf tahtalarını graffitiden ilham alan tasarımlarla süslerken gelecekte moda endüstrisine yön verecek bir akımın tohumlarını attığını bilmiyordu her halde. Kaliforniyalı delikanlı, sokaktaki kendisi gibi havalı çocukların dinlediği müziklerden de aldığı esinle, 1984’te kendi soyadını taşıyan bir moda markası kurdu.

Bugün “sokak modası” dediğimiz akımı markalaştıran ilk isim Stüssy oldu böylece. Stüssy markası, moda dünyasında podyumların ve kırmızı halıların değil, kaldırımların ve sokak köşelerinin tarafındaydı. Markanın logosu bile moda devlerini tiye alıyordu: İç içe geçmiş iki S’den oluşan simge Chanel’in ünlü logosuna, Stüssy No. 4 yazılı tasarımlar ise aynı markanın parfümüne gönderme yapıyordu. Shawn Stüssy, kaykay meraklısı James Jebbia ile beraber ilk Stüssy amiral mağazasını New York’ta açtı. Marka, özellikle Japonya ile verimli bir ilham alışverişine girdi. Sene 1990 olduğunda, yıllık geliri 17 milyon dolara yaklaşmıştı.

Peki Shawn Stüssy, bugün ne yapıyor? 1996’da şirketinden ayrılan sokak modası efsanesi, geçtiğimiz günlerde 2020 Sonbahar/ Kış koleksiyonu için Dior Men ile işbirliği yaptı. Modanın lüks yönünün zıttıymış gibi görünen bir akım için sıra dışı bir gelişme mi? Hayır, aksine modern moda dünyasının yeni yüzünü özetliyor bu durum.

The New York Times’ın iddiasına göre “Lüks modayı tişörtlerle kurtaran” Virgil Abloh, bugün Louis Vuitton’un erkek tasarımlarına yön veriyor. Stüssy’nin eski ortaklarından James Jebbia’nın kurduğu sokak modası markası Supreme ise kah Brooks Brothers ile işbirliği yaparak takım elbiseler hazırlıyor, kah koleksiyonlarında artık sık sık blazer’lara yer veriyor.

Görünüşe göre sokak modası, başlangıçtaki duruşundan bambaşka bir konumda artık. Peki neden? Herkese hitap eden bir akım, zamanla yalnızca ayrıcalıklı insanların faydalanabileceği bir lükse mi dönüştü?

Sokak modasının doğuşuna göz atarsak, bunun tam olarak doğru olmadığını görüyoruz. Başlangıcından itibaren yalnızca ‘havalı’ insanların üye olduğu bir kulüptü aslında sokak modası. Tek tük açılan mağazalarının önünde oluşan kuyruklar, sınırlı sayıda üretilen özel tasarım spor ayakkabılar sokak modasının imzasına dönüştü zaman içinde. Supreme mağazalarının önünde kamp yapanlar, on binlerce dolara satılan limitli edisyon sneaker’lar sıradan ürünlere dönüştü. Değişen ise artık lüks markaların da bu oyuna dahil olmak istemesi. Satış pazarında gelmiş geçmiş en pahalı spor ayakkabılarından birinin yine sokak modası ikonlarından Kanye West’in Louis Vuitton ile yaptığı işbirliğinden çıkması rastlantı değil.

Lüks markaların sokak modasına ilgi göstermesinin nedeni ise sektörün doğasında gizli. Moda, farklı olanı havalı bulmaya her zamanki gibi devam ediyor; bu sırada kültürler arası bir sandalye kapmaca oynanıyor. Takım elbiseli CEO imajı, demode olurken Mark Zuckerberg ve Elon Musk gibi “kapüşonlu sweatshirt giyen patron” görüntüsü alıştığımız bir imaja dönüşüyor. Zamanında R&B ve rap yıldızları eşofman takımlarıyla kırmızı halılarda yürürken, ASAP Rocky gibi modern rapçiler sıra dışı takım elbiseleriyle objektiflere poz veriyor.

Peki bu durum sokak modasının geleceği hakkında bize neler söylüyor? 2020 koleksiyonlarından aldığımız ipuçlarına göre eskiden iki farklı uçta olan moda akımları arasındaki ortaklık devam ediyor. Supreme gibi markaların tasarımlarına baktığımızda dar kesim takım elbiselerin yerlerini çoktan salaş, bol paçalı, göz alıcı renklerde modellere bıraktığını görüyoruz. Belli ki lüks modaevleri trend olanı kendi uzmanlık alanları içine çekmeye devam ediyor. Ancak moda dediğimiz döngü, sokak modasının bir gün çıkış noktasına dönüp diğer akımlara kafa tutan ve kendi bildiğini okuyan bir tarz olmasına da olanak tanıyor.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here