Ali Ağaoğlu Yazdı: Son İnsanlar Olabiliriz

0

Bilgisayar programlarının delikli kartlara yazıldığı, bundan floppy disklere geçildiği yılları hatırlayan “dijital göçmenler” teknolojideki değişimi değil yakalamak, anlamakta dahi zorlanıyorlar. 30-35 yaş üstündekiler daha çok “dijital göçmen” olarak anılıyorlar. Hızla değişen teknolojiye zor da olsa ayak uydurmaya, onun hızına yetişmeye çalışıyorlar. Bir de “dijital doğanlar” var. Onlar siyah-beyaz televizyonu müzelerde görüyorlar. Baş ve işaret parmaklarını ayırarak her şeyi büyüteceklerini sanıyorlar ve 0-1 ile düşünüyorlar. Çevrim dışı olduklarında mutsuz oluyorlar.

Yazı: Ali Ağaoğlu

Öyle bir dünyaya doğru gidiyoruz ki büyük veriye dayalı algoritmalar ve yapay zeka yepyeni ufuklar açarken, bu dünyayı yönlendirmek bir yana bu dünyaya uyum sağlamaya çalış(a)mayanlar hızla geride kalacaklar. 2018 yılının başındaki Davos’taki Dünya Ekonomi Forumu’nda konuşma yapan Sapiens ve Homo Deus kitaplarının yazarı Yuval Hariri “Artık bilgisayarınızın veya cep telefonunuzun hack’lenmesinden korkmayın, beyninizin hack’lenmesinden korkun” diyor. İnternetin ve dijital iletişimin gelişmesi ile sadece bilgi değil, veri de hızla genişleyen ve her yere dağılır bir hale geldi. Eğer bilgisayar veya telefon başındaysak, durduğumuz yerden inanılmaz veri üretiyoruz. Bu veriler bir şekilde bir yerlerde depolanıyor ve sonrasında da işleniyor.

Artık bilgisayarınızın veya cep telefonunuzun hack’lenmesinden korkmayın, beyninizin hack’lenmesinden korkun. -Yuval Hariri

Hiç düşündünüz mü? Kullandığınız Twitter, Facebook, Instagram, Snapchat, Linkedin gibi sosyal medya hesaplarınız veya Gmail adresiniz için para ödediniz mi? Ben yanıtlayayım; Gmail’de size tanınan hafızanın sınırına gelmemişseniz; hiçbirine para ödemediniz. Üstelik akıllı telefonlarınıza parmak izlerinizi ya da retinalarınızı “gönüllü olarak” verdiniz. Paylaştığınız fotoğraflar, haberler, görüşleriniz, “like’larınız”, “tweet’leriniz”, gittiğiniz yerler hakkındaki paylaşımlarınız hatta ne yiyip, ne içtiğiniz sizin “gönüllü paylaşımlarınızla” veri tabanlarına kaydedildi. Telefon numaralarınız ve e-mail adresleriniz birçok yere dağıldı. Geri toplamanız da neredeyse imkansız.

Hack’lendiniz!

Bir süre sonra bizlere bir teklif iletilecek! “Doğrudan internete minik bir çip ile bağlı olmak ister misiniz?” diye sorulacak. Eminim büyük çoğunluk hayır diyecek. Ardından ‘’reklamlar’’ başlayacak. ‘‘İnternete bağlı olursanız sizin sağlık durumunuzu an be an izleyebileceğiz, bu sayede hasta olma ihtimaliniz ortaya çıktığında bunu size derhal bildireceğiz ve muhtemel hastalığınızı önleyebileceğiz. Bu sayede çok daha sağlıklı ve uzun yaşayabileceksiniz’’ denecek. Az evvel kesinlikle çip taktırmam diyenlerin önemli bir kısmı ya bu kararından vazgeçip, razı olacak ya da düşünmek için zaman isteyecek; bir süre sonra da razı olanların sayısında artış olacaktır. İşte tam bu noktadan itibaren “insan-insan” olmaktan “internet-insan” olmaya geçeceğiz. Dijital göçmenlerin önemli bir kısmı bu fikre hayır dese de “dijital doğanların” önemli bir kısmı bu fikre gittikçe sıcak bakmaya başlayacaklar. Bugün bile bize gösterilen reklamlar, haberler aracılığı ile beynimiz hack’lenmeye başlamışken, işte o noktadan sonra bu ihtimal çok daha fazla artacaktır.

Bir yandan “ışıksız fabrikalarda” vardiya nedir bilmeyen robotların hakim olduğu seri üretim modelleri gelişirken, diğer yandan 3D yazıcılar ile “butik üretim” öne çıkacak

Bu değişim hemen ve sadece beyinlerimizde olmayacak. İş yapış biçimlerimizde de etki gösterecek. İnternet 4.0 veya ‘‘nesnelerin interneti (IoT)’’ ile üretim şekillerinden başlayacak. Bir yandan “ışıksız fabrikalarda” vardiya nedir bilmeyen robotların hakim olduğu seri üretim modelleri gelişirken, diğer yandan 3D yazıcılar ile “butik üretim” öne çıkacak. Herkes garajında ihtiyaç duyduğu basit alet edevatı belki de ihtiyaç duyduğu ara mamulleri üretecek. Ardından fabrikasyon organ üretimi gelecek. Bu sayede “eskiyen organlarımız” vücudumuza uyumlu olarak 3D yazıcılarda üretilebilecek. Bunlar çok da uzun olmayan bir gelecekte bizleri bekliyor. Beyin-bilgisayar bağlantısı sağlanacak ve “biobotlar” günlük hayatımıza, üretime girecek. Geleneksel tarım yerini “kapalı alanda dikey tarıma – indoor vertical farming”e bırakacak. Bir dönümlük alanda on dönümlük verim elde edilirken, yapay ve her bitkinin ihtiyacına göre ayarlanan özel ışık ve kimyasallarla, ilaçlamaya ihtiyaç dahi kalmayacak denli sağlıklı sebzeler yetiştirilebilecek.

Bunlarla rekabet edecek teknolojileri geliştirebilenler geleceğin refah toplumları olurken, bunların kullanıcıları hayli yüksek bedeller ödemek zorunda kalacak, ya da sağlıksız bir ortamda yaşıyor olacaklar.

Yakın gelecekte, bambaşka bir dünya

Tüm endüstrilerde müthiş bir dijital dönüşüm gerçekleşiyor. Akıllı ve sürücüsüz otomobiller çok yakında hayatımıza girecek. Artık şoförlük diye bir meslek kalmayacağı gibi; park yerlerine de ihtiyaç kalmayacak, yerlerine yeşil parklar yapılacak. Hatta otomobil mülkiyeti kavramı dahi ortadan kalkacak. Kasko, sigorta sistemi ortadan kalkacak. Size çok uzak bir gelecekten söz ediyormuşum gibi geliyor muhtemelen. Hiç de değil! Size sadece ilk iPhone’un Haziran 2007’de, IBAN’ın Eylül 2005’te hayatımıza girdiğini hatırlatmakla yetinmek istiyorum.

Teknolojideki bu değişim ‘‘yeni ekonomi’’de yepyeni alanlar oluşturuyor. Amazon, kasa ve kasiyerin olmadığı mağazası ile alışveriş alışkanlıklarımızı kökten değiştirmeyi hedefliyor. Raflara malların otomatik yüklendiği bir sistem ile raflarda her zaman talebe uygun miktarda malın bulunduğu; aldığınız malın bedelinin, kapıdan çıkarken mobil cihazınıza bağlı kredi kartınızdan otomatik düşüldüğü bir mağazadan bahsediyoruz. Mağaza “farelerinin”de sonu geliyor!

İskandinav ülkeleri yakın zamanda nakit parayı tamamen ortadan kaldırmayı hedefliyor. Bu durum hem kayıt dışılığı hem de vergi düzenini kökten değiştirecek

Moda endüstrisinde de e-ticaretin devreye girmesiyle pek çok şey kökten değişmeye başladı. Mağazalar git gide bir deneyim merkezi olmaya başlıyor. İnternet üzerinden alışveriş inanılmaz bir hızla yayılıyor. Her ne kadar dokunmadan bir kıyafeti alamayan benim gibi dijital göçmenler bir süre daha, ömrümüzle kaim olmak üzere var olmaya devam edecek. Ancak bizlerin sayıları her geçen gün azalacak, dijital doğanların sayısı arttıkça yeni anlayışlar artık “yeni normal” olmaya başlayacak.

Finansal teknoloji (FinTech) alanında da önemli değişimlerin arifesindeyiz. Ödeme sistemleri artık cep telefonlarının içine girerken, IBAN ile başlayan süreçte, nakit para kullanımı gittikçe azalacak. İskandinav ülkeleri yakın zamanda nakit parayı tamamen ortadan kaldırmayı hedefliyor. Bu durum hem kayıt dışılığı hem de vergi düzenini kökten değiştirecek.

Yeni tartışma konusu: Evrensel Mutlak Gelir

Bu teknolojik değişimler istihdam piyasalarını da doğrudan etkileyecek. Kas gücüne ihtiyaç azaldıkça, kalifiye olmayan işgücüne olan ihtiyaç da azalacak. Gelir dağılımının git gide bozulduğu dünyada özellikle mavi yakaların işsizliği (beyaz yakalar da bir süre sonra bu kervana katılacaklardır) yepyeni sosyal problemlerin doğmasına neden olabilecek. Bunun önüne geçebilmek adına başka bir yazı konusu olmaya aday “Evrensel Mutlak Gelir” tartışmaları, gündemi daha fazla meşgul edecek.

İstihdam piyasasındaki geçiş bir süredir mavi yakalardan robotlara doğru değişmeye başladı. Bu nedenle; tıpkı işçilerin sosyal güvenlik primleri gibi; robotlar için de devletlere düzenli bir “prim/vergi” ödenmesi önerileri tartışılıyor.

Kürede bunlar yaşanır ve tartışılırken; halen daha tanzim satışlar ile ülke içindeki beslenme zincirini düzenlemeye/düzeltmeye çabalıyor olmamızdan, eğitim sitemimizi çağın gereklerine göre güncellemekte geç kalıyor olmamızdan dolayı; belki dijital göçmenleri değil ama, dijital doğanları gelecekte zor günler bekliyor demektir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here