Trend: Dijital Koleksiyon Nedir?

0

Yazının girişinde Vice Media’nın kreatif direktörü Morten Grubak tarafından sarf edilmiş şu sözleri bir kez daha hatırlamakta fayda var: “Geçtiğimiz 10 yıl içerisinde moda, sokaklardan sosyal medyaya taşındı.”

Sanat dünyasında 1960’lı yıllarda özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde konuşulmaya başlanan yeni bir akım ortaya çıkmıştı. İlk bakışta fotoğraf gibi duruyorlardı, ancak yaklaştıkça aslında bir resim olduğunu görebiliyordunuz. Fotorealizm olarak adlandırılan bu akımın en bilindik sanatçıları arasında John Baeder ve Richard Estes geliyor. Türkiye’den de Taner Ceylan’ı örnek gösterebiliriz.

Pek tabii moda da bir disiplin olarak bundan geri kalmayacaktı. Ancak işin içine teknoloji de gireceği için bir 50 yıl daha beklememiz gerekti. Geçtiğimiz günlerde Amazon sayesinde dijital soyunma kabinlerinin hayata geçeceğinden bahsetmiştik. Soyunma odaları sanal olabiliyorsa elbette kıyafetler de olabilirdi. Hayır, burada styling yeteneğinizi geliştirebilmek adına online bir platformda model ya da bebekler üzerine giydirebileceğiniz kıyafetlerden bahsetmiyoruz. Daha gerçek, ya da daha yapay mı desek acaba, bir girişim söz konusu.

Hayatımız Instagram’da genelde –mış gibi yapmakla geçiyor. Arka planın çok iyi duracağını düşündüğümüz bir yerde hemen birine telefonu uzatıp fotoğrafımızı çekmesini isteyebiliyoruz. Belki mutsuzuz, ama o an gülüyoruz. Ya da tadı çok kötü olan kremalı pasta doğru açı ve ışıkla çekici gözükebilir. Fotoğraflar da işte böyle, tıpkı romanlar gibi hayal kurdurabiliyor, ama bu kez kurulan hayaller aldatıcı olabiliyor. Mesela şu anda okumakta olduğunuz yazıda karşınıza çıkan fotoğraflar gibi. Her şey ne kadar da gerçek.

Geçtiğimiz kasım ayında İskandinav marka Carlings bir koleksiyon hazırladı. Fiyatlar 10 ve 30 euro arasında değişiyordu. Her bir parçadan sınırlı sayıda ve sadece 12 adet üretiliyordu. Genelde bildiğimiz sınırlı üretimler Haute Couture olurdu, ki az evvel bahsi geçen sayıların yanına dört ya da beş sıfır daha ilave etmemiz gerekirdi, ya da marka ve tasarımcı, tasarımcı ve sanatçı iş birliklerinde bahsi geçerdi “limited edition” üretimlerin. Her şekilde limitli bir üretimin bu ölçüde ucuz olması düşündürücü. Elbette, işin şakası. Çünkü “Nasıl olur da bu kadar ucuz?” demenizi gerektirecek bir şey yok ortada. Marka ve tasarımcılar sadece bir görüntü satıyorlar aslında. Carlings’de sistem şu şekilde ilerliyor: Bir fotoğrafınızı, tercihen boydan çekilmişini ilettiğiniz zaman web sitesi üzerinden markaya ulaştırıyorsunuz. Ardından yepyeni kıyafetleriniz de hazırlanmış oluyor. Evet, yarın sabah işe giderken, ya da herhangi bir davette boy gösterirken onları sergileyemeyeceksiniz. Ancak fotoğrafınızı sosyal medyada paylaştığınızda aslında gitmiş, ya da giymiş gibi gözükebileceksiniz.

Carlings elbette sektörde yeni değil ve benzerlerinin oldukça kâr ettiğini de görüyoruz. Kim Kardashian: Hollywood’u örnek alalım, oyunda avatarınıza Karl Lagerfeld, Balmain ya da Roberto Cavalli tasarımlarını giydirebiliyordunuz. Oyunun 2014’te piyasaya sürülmesinden bu yana 240 milyon dolar gibi bir para kazanıldı. Ancak dediğimiz gibi burada kıyafetleri giyen kişi siz değil, avatarınız. Carlings’de yine kıyafetleri siz giymiş oluyorsunuz. Üstelik markanın sosyal sorumluluğu destekleyen bir yapısı da var. Elde ettiği kârın tamamını WaterAid’e bağışlıyor.

Carlings’in attığı bu adım aslında büyük resme baktığımızda iki şeyi de gözden geçirmemizi sağlıyor. Kıyafet üretiminde 3D teknikleri ve elbette sürekli sarf ettiğimiz söylem, etik ve sürdürülebilir bir moda.

Geriye yapacak iki bir şey kalıyor: Beklemek ve şu sorunun cevabını görmek. Dijital koleksiyonlar, analog satışları etkileyecek mi?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here