Yetenekli Bay Raf Simons ve Yeni Görevi

0

Her şey Raf Simons’ın Jil Sander için hazırladığı son koleksiyonun 2012 sonbahar/kış olduğunu duyurmasıyla başlamıştı. Belçikalı tasarımcı, Jil Sander markasıyla yedi yıl geçirmiş ve moda tarihine asla unutulmayacak parçalar bırakmıştı. Haber o günlerde Phoebe Philo’nun Celine’le yollarını ayıracağını açıklaması kadar büyük yankı bulmuştu. Podyumda yürüyen modellerin, onları izleyen editör ve satın almacıların göz yaşı dökmesi bile dün gibi aklımda.

Ardından büyük haber gelmişti. John Galliano’nun anti-semitik söylemlerinden sonra dümeni boş kalan Dior hanedanlığının yeni imparatoru belli olmuştu. Herkesin konuştuğu şey şuydu: Raf Simons büyük bir işe kalkışıyordu. Görevinin en zorlayıcı noktalarından biri de Dior için hazırlayacağı ilk koleksiyonunun Haute Couture olmasıydı. Beklentiler yüksekti ve Simons sınıfı geçmişti. İlk ayların ölümsüzleşmesi adına Dior and I isimli belgesel bile çekilmişti. Kısa bir süre sonra senede altı koleksiyon üretmenin dayanılmaz yorgunluğundan bahseder olmuştu Bay Simons. Üstelik buna ek olarak ismiyle aynı adı taşıyan erkek giyim markası için de yaratmaya devam ediyordu. Hatta bu sürede Karl Lagerfeld adını vermeden Simons’a “Yorgunluk da ne? Söylenmeyi kes.” diyerek dil uzatmıştı.

Ve ardından Calvin Klein geldi. Büyük bir markayı yürütmenin sorumluluğuna Dior’dan dolayı hakimdi, ancak markanın hitap ettiği kitle ve üretim mantığı değişikti. İlk bakışta yağmurdan kaçarken doluya tutulmak sözü aklımıza gelse de Raf Simons yanına aldığı ekiple Calvin Klein’i baştan yarattı. Moda dünyasının yaratıcı yanı onu alkışladı, patronlar ise yapmak istediğini ve yaratıcılığını anlamadı. New York Moda Haftası onun sayesinde yeniden önem kazandı. Bu sırada CFDA tarafından iki yıl üst üste ödüllere boğuldu. Öyle ki Simons New York’ta olduğu sürece bir daha başka bir tasarımcının ödül alamayacağı konusunda espiriler yapılıyordu.

Ardından yeni bir bölüm daha açıldı kitapta. Noel tatilinden hemen önce, 2018’in son günlerinde bazılarımızı üzen bazılarımızı sevindiren bir haber duyuruldu. Calvin Klein ve Raf Simons ortaklığı sona ermişti. Marka yöneticileri mutluydu, zira düşen kâr oranlarını göz önünde bulunduracak olursak daha fazla zarar etmeyeceklerdi. Tasarımcının en büyük fanlarıysa Raf’ın yeniden Avrupa’ya, ait olduğu yere döneceğine seviniyordu ve onun vizyonunu yeterince anlayamadıkları için Birleşik Devletler’deki iş verenlerine ateş püskürüyorlardı.

Milano’da Salone del Mobile sürerken İngiliz The Guardian tarafından 9 Nisan’da yayınlanan bir röportaj ise Raf Simons’ın yeni görevinin ne olduğunu açıklıyordu: “Zaten hiç bir zaman işsiz kalmamıştım, çünkü kendi markam vardı” diye başlıyor sözlere “Belki de eğitimimi moda üzerine almadığım için kendimi moda tasarımcısı olarak görmüyordum” diye yeni görevinin sinyallerini vermeye başlıyor hemen ardından. Simons kendi markasıyla ilgilenmek dışında uzun zamandır Danimarkalı tekstil firması Kvadrat ile de iş birliği içindeydi.

İnsanlar kafeye geldiklerinde ilham alsınlar, birbirleriyle iletişim kursunlar istiyorum

Dolayısıyla, tasarladığı tekstil ürünleri ve mobilyalar bu bilgilerle bir araya geldiğinde artık Raf Simons’ın yeni görevini de öğrenmiş olduk. Simons yeni ürünlerini bir şovla sunmak yerine bir kafe açıyor. Aklınıza Jacquemus ya da Prada gelebilir, ama burada amaç biraz daha farklı. “İnsanlar kafeye geldiklerinde ilham alsınlar, birbirleriyle iletişim kursunlar istiyorum” diyor. Pek tabi tüm bunlar olurken Raf Simons tarafından yaratılan ürünlerin keyfini çıkarmak da işin önemli bir parçası. Simons’a göre şov bu şekilde devam edecek.

Telefonlarınızı hazırlayın, Instagram’larınızı açın. Yeni bir tür cennet var karşımızda çünkü.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here